26 Aralık 2016 Pazartesi

Leyl

Gece dediğin şey; negatifin pozitife dönmesi miydi? Tam tersi de olabilir miydi? Lanet olsun! Bu da mı göreceliydi...

Yarasaların konuştuğu vakit, Baykuşlarla çekişebilirim. Neden gece olunca varlıklarını hissettirdiklerini öğrenebilirim. Geceyi bir de onlardan gecelerce dinleyebilirim.

Günlerim karmaşıklaşsa da gecelerim sabittir. Saniyeyle değişen ruhum gece olduğunda stabildir. Varlığıma hayat veren o kudret, muhtemelen ruhumu gece bahşetmiştir.

Erken uyumaya karar verdiğimde sabitliğimden kaçtığımı net şekilde anladım. Kendimi sorguladım. Karmaşanın hapsolduğu bedenimle yaşamanın, dünyadaki görevim olduğunu farkettiğimde... Evet herkesin görevi vardı, bilincim açıktı. Yalpaladım.

Kusursuz bir gündüze değiştiğim kusurlu gecede huzur içindeyimdir. İnsansızlığın verdiği huzur yaşımın olgunlaşmadığını mı gösteriyordu? Oysa kendim olmama izin verilmeyen bu gezegen de sadece gece varolabiliyordum.

Neyse erken uyumalıyım, epey geç oldu.
Varolma savaşımdan kalan yaraları sarmam için gerekli bu aralar. Gece benden mahrum kaldığı için üzülecek, onu sadece ben yalnız bırakmadım. Öyle alelade değil, kendi dertlerimle dertlenip sigara çay yapmadım. Ben onun anlamıyla var oldum da anlam kattım. İlişkimiz böyleydi, sorgulamadım.

24 Kasım 2016 Perşembe

Düstura destur

Sürç-i lisanıma bir af talep ediyorum!
Haddim olmayarak yazdım,
Büyüklerimden özür diliyorum!
Cesurca başlamak istediklerimi,
Ezik fikirlerle iade ediyorum...

Korkarım zamanın, kuytu köşesindeyim,
Saygıyı saygısızca kovaladığım erdemdeyim,
Delicesine anlatmaya çırpındığım seferdeyim,
Kimisine yerdeyim, kimisine gökteyim...

Takar oldum pek fazla halden anlamaz seyrimi,
Seyirdekiler tuhaf, seyreden saygısızca derin
Kitap tutsak bırakmaz yakamdan da ayrılmaz,
Sözlerimin arkasına müziği de yerleştir,
Yine de tutmaz anlam, istemeyene
Uğrayıpta yorulmaz...

Kimine boş beleşim,
Kimine sahte ve dertsiz,
Kimine anlamsızım,
Kimine sert ve halsiz,
Kimine hayatın sakar kumarbazı...
Kimine bir tavşanım pek çoğuna tazı...
Kimine dertli tavuk, kimine asosyalim,
Seyrim küçük seferde kabulüm, avareyim...

Kimdim ben?
Bu kalıplar ne zaman var olmaya başladı?
Ne zaman izin verdim kimde telaş başladı?
Sûkunetsiz bir çene seyretmeden başladı...
Karar verdi bir labut hepsini yuvarladı...?

Sahtece başladılar
Pek çok isim taktılar
Kıymeti görmemek için
Durumla oyalandılar
Pireyi deve yaptılar
Hal sahibini konuşturmadılar
İletişemediler
Devam ettikçe etti
Seviyeye ne hacet
Savunmayı bırakıp seyretti
Konuşmaya ne hacet
Oyalanacak yer buldu
Bir köşede soyundu
Gözyaşları özgürce yanaklarında kurudu...

Destur deyin breh!
Üsluba gerek bir kaç törpü
Ağız kulak arası incitmeden bir köprü

Terasta ki küllükten rüzgar alır tozları
Bir kelime incitir, bir kelime kurtarır dostlukları
Anlamsız bir kaç söz kırıntıları
Olmaz artık görünen güven çölünün
Serap artıkları...

28 Ağustos 2016 Pazar

Kendimceleştirdiklerim

Sakladık samanı ama gelmedi ki zamanı
Bağda üzüm topladık, baka baka kararmadık
Kurtaramadık nasihatlarla kendimizi
Bok çukurundan bir türlü silemedik izimizi.

Belki dedik belki de horoz erken ötmüştür
Kapalı kapılar ardında gerçeği görmüştür
Atalara söz olmak için kendini feda etmiştir
Belki de bir ittir, cami duvarına gitmiştir.

Düşününce gafile kelam, nafile kelam
Kendi kendimizi yontmak asıl mesele
İnadına tebessüm, inadına dosta düşmana selam
İyilikten marazı getirmemekte mesele.

Senkron uzlaşmacı, hayaller telaşede
Becerebilrsek iyilik bizleri beklemede
Sol gözünden sağ gözüne her şey her an seyirde
Kendini bil diyor bilge kişi, kendini bilme mesele

Selvi boyluya rengi farklı yazmayı yakıştırma
Kendi derdine yoğunlaş başkasıyla karıştırma
Dertler de demokratik değil saygıyı bil bu noktada
Empati güçlü silah, savunanlar ortada.

23 Haziran 2016 Perşembe

Bu Hikaye

Gecenin sessizliğini dinlemek
Varoluşun anlamını kavramak
İşte gerçek! 
Kim bilebilir kaç dakika daha yaşayacağını
Ve kim bilebilir soluduğum her nefesin canımı yaktığını...

Korku...
İrade...
Güç...
Sükut...
Nesibe olmanın gerekliliğini
Bu gerekliliğin yerine getirmek üzere olan görevleri
Acıları...
Kıvranışları...
Bu hikayenin sonuna geldik üstadım
Bu hikaye bir daha başlamamak üzere bitti.

Bu müsvedde anlatmalı 
Öz benliği ve dostluk kıvranışının son dakikalarını...

Nefret ettiğim tarçın midemden çıkmak isterken
Tırmanırken mide duvarlarıma
Onun sağlıklı olduğuna inanışım midemde tutmaya yetiyor
Ancak bu kadar...
Bu kadar nefretime tahammülüm ve bu kadar istikrarım

Güvenmiyorum hiçbir canlıya
Bitiyor iletişim kopuyor güven ipleri
Bu hikayenin sonuna geldik üstadım
Bu hikaye bir daha başlamamak üzere bitti.

Yıldıznameye inanmayan kadar gerçeğim
Ve inananın sebepleri kadar sahte
Önüme asfalt dökme engellerden geçeyim
Belki yokluğu için dua eder
Varlığında sendelerim

Kelimeler kifayetli o "-siz" takısına aldanma
Cümlelerle var olur "-siz" takısı anlamda...

İşte böyle üstadım sivri sineğin saz olduğu yerdeyim...

Dedim ya biz bu hikayenin sonuna geldik be üstadım
Bu hikaye bir daha başlamamak üzere bitti.

14 Haziran 2016 Salı

Sonradan

Düşünceyi karalar duyguya yoğunlaşır
Sonradan anlar

Akla rest çeker kalbe hizmet eder
Sonradan anlar

Uyaklı şiirin ahengine kapılır manayı önemsemez
Sonradan anlar

Kırk tas suyu temizlik zanneder
Sonradan anlar

Tebessümü iyiliğin ilk adımı zanneder
Sonradan anlar

Lokman hekimi deva zanneder
Sonradan anlar

Yaşanacakları yaşar, bir Ahmet Kaya şarkısı çalar
Sonradan anlar

Kahvenin telvesinin adını fal koyar
Sonradan anlar

Ok geriye çekilir en uzak için
Sonradan anlar

Kayıp şehrin anahtarı kelimededir
Sonradan anlar

Geleceğe geçmişle bakamaz
Sorgulanacakları sorgulamaz
İhtiyaç dahilinde yaşayamaz
Alışkanlıklara hizmet eder, kendini korumaz
Huy edinir iyilikten nasip almaz

Sonradan anlamaz
Sonradan sorgulamaz
Sonradan kavrayamaz
Sonradan anlayamaz

18 Nisan 2016 Pazartesi

Nesibe'li

Karmaşıklığımın letafeti adına!


Ben asık suratlı, kaynana tipli, Gargamel kafalı,
Külkedisinin üvey kardeşi, Pamuk Prensesi öldürmekle görevli avcıyım.

Kırmızı başlıklı kızın ormandaki şarkısı
Keloğlanın olmayan saçı
Saatin bilmem kaçıyım ben.

Bazen kayıplarımın şarkısı
Bazen Beethoven'ın parmaklarıyım ben.

Noel babayı bekleyen çocuğun astığı çorap
Din adamlarının tartıştığı en absürt konuyum ben.

Baharda doğduğu için sevinen kelebek
93 yaşındaki dedenin duasıyım ben.

Lakabın en sansürlüsü
Dalganın en hiddetlisi
Havanın en olmaz olası
Kayıkçının küreği
Karadeniz Kıyıları'yım ben.

15 yaşındaki gencin ilk sigarası
Neşet Ertaş'ın bağlamasıyım ben.

Esnafın sabah saati
Madencinin maaşıyım ben.

Askerlerin tuzağı, hasretlerin en uzağı,
Anlam bütünlüğünün yasağıyım ben.

Sonbaharın şakası, Peribacaları'nın sabrı
Arananların kaybı, Eski Atina'yım ben.

Sansür beyin kıvrımlarımda
Düşünce adına çekilmiş en afillisinden kamu spotuyum ben.

Falın en hilelisinden tarot, el çabukluğunun silsilesiyim ben.

Ali'nin kılıcı, Ömer'in adaleti, Adem'in günahı
Tutulan ilk yeminim ben.

Bağlı olan basiretin kördüğümü
Tek o kişinin bildiği sırrım ben.

Ağlama duvarındaki en günahkar insan
Camideki minberim ben.

Sokrates'in idam ipi
Medusa'nın leş kokan şehriyim ben.

Kardan adamın güney yamacı
Bir topluluğun amacıyım ben.

Sağda duran meleğe sol eliyle müdahale eden
Korkusuz korkağın senaryosuyum ben.
Yeni işin en acemisiyim ben...

Ordan burdan, iyisinden kötüsünden
En karışık olay, en basit problemim ben.

Bodrum katındaki rutubet
Gönüllerde ki selamet
Gepetto'da ki marifet
Karışıklıkta ki kıyametim ben.

Uzatılan laflarda ki çatık kaş, somurtan kalp, tebessümsüz huri, kasırganın filmlerde ki hali, Niagara'nın ihtişamıyım.
Nesibe'yim ben.

Acımasız toplumun en acımasızı,
Güler yüzlülerin en sempatiği,
Samimiyetin şerbeti,
Sahteliğin tahammülsüzüyüm ben.

9 Nisan 2016 Cumartesi

Ben Gökyüzüyüm 1

Susmayı becermek
Dile hükmetmek
Açığa çıkacak bir çok şeyi içine tekrar tekrar gömmek...

Gökyüzüne benzetirim hep kendimi, uzun yıllardan beri
Onun kadar net ve onun kadar karmaşık
Kayıp bir kaç kelimem bulutla açığa çıkar
Yağmur olur dökülür
Kimisi rahmet der, dinler kelimelerimi
Kimisi şemsiye açar
Kimisi de farkettirmeden doldurur bir şişeye
Sonradan açığa çıkar

"Her şey insan içindir" derdi süt annem
Yanılıyorsun diyemezdim
Büyükler yanılmazdı
İnsana dair birçok şey hayvana da dairdi
Süt annem, anlamazdı...

Kaydırağa binen bir köpek görmüştüm
Görevlilerin haberi yoktu
Bu da insan içindi
Köpek insan değildi

Liseli bir kaç genç küçük dağları yaratmanın gururunu yaşıyor
Az ilerde bir bakkal
Siftah yapmaya çalışıyor
Ekmek alan bir adam gazeteleri inceliyor
Dünyaları bu sokak
Farkındalık zahmetli
Var olan hep kıymetli...

Telaşa saygılı olmayı öğreniyorum
Yıldızlarla oyalanıyor
Mavi'mden taviz vermiyorum
Birazda yaşlanınca
Bulutları kovuyor
Yağmura tüm gücümle engel oluyorum

Şimdi,
Rahmete sevinç kalmayacak
Şemsiyeler bir daha asla açılmayacak
Doldurulan boş şişeler hepten yosun tutacak
İnsanlar arınmayacak
Gökyüzü ağlamayacak...

4 Nisan 2016 Pazartesi

Demiş Birisi...


Yaprak dökümü dedi birisi...

İnsan yolculuğuna bir sperm ve yumurtayla başlıyor, bir fidan misali. Sonra doğuyor, büyüyor ve gelişiyor. Sonra ne mi oluyor? Dallanıyor, budaklanıyor....
Ara ara budanıyor, meyve vermesi için acılar onunla olmak zorunda bilmiyor. Acılar olmadan meyve verilmiyor ve insanın iç kıyameti başlıyor...
İnsan işte o zaman insan oluyor. Dallarda ki yapraklar her rüzgarda savruluyor. Gökyüzü ağladıkça yeşeriyor ama yine de mevsiminde sonbaharın sararıyor, dökülüyor.
İnsan insan oluyor. Sabrıyla, kehanetiyle, varoluşuyla, mevsimiyle, acısıyla, umuduyla, sevgisiyle, yle, yle, yle,..

Sorgusuzca ilerleyen şeylere müdahale edilmiyor ne yazık ki. Zaman ilerledikçe, yüze vuruluyor doğrular ya da yanlışlar. Hem de zaman tarafından, dehşet!

Konuşulan bir çok kelime anlamsızca tavır yapıyor beyin mekanizmasına. Nefes alırken hissediyor insan, geçiyor zaman ve geri gelmiyor yaşanan.
Her şey de olduğu gibi pişmanlığında doğru zamanı ve yanlış zamanı var. Doğru zamanda ki pişmanlık yanlışlığı engellerken, yanlış zamanda ki pişmanlık doğruyu da yanlış yapıyor.
Ah şu kişisel gelişim kitapları ve ah şu kitap severler...
Kendi haline acıyan ve onları bulundukları durumdan kurtarmaya çalışan, binlerce kişisel gelişimini tamamlamamış yazar ağabeyler, ablalar...

Bildiğim tek bir şey var: "Doğru zaman, yanlış zaman kavramına dikkat etmeli insan. Doğru zamanı kollarken, yanlışa transit geçmek. Yanlışı da doğru sanmak... Yanıltmayı en iyi beceren zaman aslında."
Hayatına yanlış insanları aldığın zaman doğru olanla az karşılaşırsın. Doğru senden bağımsızdır o halde. Çevre, arkadaşlık, dostluk, aile ve daha bir sürü etkenin elinde törpü. Seni törpüledikçe törpülüyor da sen yalın ayak koştuğunun farkına bile varmadan, kendinden ne kadar da eminsin!
Sayıklamak, ilerleyememek, koşu bandında debelenirken temiz havayı özlemek...

30 Mart 2016 Çarşamba

Münzeviimsi

Ruhu rahat bırakmak,
Kahvenin telvesiyle tokalaşmak,
Kendinden ummadığın plağı pikaba takmak...

Zamanın gerisinde irticacı iç dünya,
Saklanan bir şeyleri, davet eder saygıya.
Fonda ki müzikle dalıyoruz, imkansız hayallere,
İçte ki sesle dönüyoruz, acımasız gerçeğe.

Giden şu araba
Kırmızı desem değil
Ön koltukta oturan
Fiyakalı bir ağabey
Yola bakıyor sorgularca
Kime? Neye?  Belirsiz
Bir abla var yanında
Sorgulamaya isteksiz
Sahile yaklaşınca
Bey ağabey iniyor arabadan
Kapıyı da çarpıyor ablaya hiç bakmadan
Denize yaklaşıyor, martılara bakıyor
Uçuşan varlıklarda kendini seyrediyor.
Kağıt kalem çıkarıyor
Ve yazmaya başlıyor...

"Martılara bakıyorum,
Düşüncelere dalıyorum,
Kıyametim kopuyor,
Denizde beliriyorum"

İnzivaya yakışan yalnızlıktan zevk almak,
Bu bir seçimse eğer, mutluluğu yaşamak,
Kalabalık halini unutturuyor insana,
İnzivaya çekilip kendini kendine anlatsana?

Sen kimsin ne işin var senden büyük dünyada?
İçindeki dünyayı keşfet haydi sandalda,
Denizle konuş sor ona "ne işimiz var burada"?
Karanlığın neden karanlıktan korkuyor? Anlatsın sana.

Kırık bir bardaktan daha iyi durumdasın.
Patlayan çömlek misal, kötü de konumdasın.





29 Mart 2016 Salı

Grinin Tonları Karmaşa Konuları

Grinin tonlarına hitabet sanatı,
Gel gör ki kimse umursamıyor anlatanı,
Kendi halinde meczup gülümseyip geçiyor, bir köpeğe bir taş egosunu yüceltiyor,
Görmüyor ki telaşı insan kumkumasında,
Saklıyor savaşını turne safsatasında,
Gelirse 3-5 derviş gönül karmaşasına,
Tek zayıf noktası fikir münakaşasında,
Kıl, tüy her şey memnuniyete bahane,
İnsanoğlu tiyatro sahnesini etti virane,
Sevmenin ses tonunu diyaframla eşleştir,
Gir bak artık, ruhunu bedeninle helalleştir,

Okuyan mı bilir yazan mı bu noktada.
Kibritte ki kıvılcımın cesurluğu ortada,
Yaktığı ağaçtır var oluşunun parçası, 
Dert yanmak garip gelir boşunadır çabası, 

Haydi dolanın evin etrafı dörtgen,
Bulamazsan ibadet olmuyor bunu öğren, 
Acizliği arayıp bulamamaktadır,
Dinlediğini kendince yorumlayamamaktadir.
Sözler hayatın altın parçalarıdır.
Düz yoldaki derinliği görme telaşıdır,
Kıymet bilmeden dert yanarsın bahanen anlaşılamamaktır,
Sabrın sonuna ermeden derdin öngörü yapmaktır,
Dervişi kimse görmedi sabrın sonuna ermedi 
Sağlam adımlarla ilerlemeyi sabretme şartından ki, kimse yediremedi!

Kuşların nazı uçuşunun düzeyi, 
Akıl verirken üstad yukarılarda, düşürmez seviyeyi,
Kimse kendine yetmez, bul kulda ki kinayeyi...
Şikayetin adabını keşfet, bırak bahaneyi...

28 Mart 2016 Pazartesi

Karmaşa Savaşı

Tatmayı bilene, lezzetin tanımını yapabilirsin,
Karmaşığı bilene, dolaşıktan bahsedebilirsin,
Kendini okuyanın, derinliği olabilirsin,
Düzine de ki desteyi bulamayabilirsin.

Kim demiş boynun bükük, halin yok, kuytudasın.
Geçimsize anlatma inanmazsa zordasın.
Çözümsüz çırpınış kararlarındasın.
Kim? Neyin nesi, kimin fesi, umursama yolundasın...

Bir dert var ki ne dert çözüme pek bi uzak,
Yakınlarda felaket, kimine göre "bu bi(r)" tuzak,
Hisler olmadığında beynin rotasına bak?
Kendi hali pek gülünç saçları da hafif ak,

Saklama kendinden içsel karmaşanı.
Net ol ki durdurasın içinde savaşanı.
Kelimeler  yol arkadaşı en büyük temaşanın.
Bu bir kavuşma hali içiyle savaşanın.
Tema her zaman bir eksik, fazlası yok senaryo da,
Kim demiş sözüm kesik, en çığırtkanım bu oyunda,
Kafa karışıklığı en büyük besindir bu noktada,
Beslenmeyi bilmek günden güne büyümek,
Sürüklemek peşinden sayfalarca sökük dikmek...
Gökyüzünden habersiz yıldız yakalayalım
Var oluştan bir parça sebepsiz koparalım...

23 Şubat 2016 Salı

230216

Yine karmaşa üst düzey yönetici
Ve birçok safsata, kontrolsüz ezici
İnsan olmanın ilmine erişememek kahredici
Fayda vermeyen ilimler sansürlü, yok edici

Geri vites ulaştırıyor kimisini dümene
Yavaşça varıyor gideceği hedefe
Kimsesiz hissedince, dolduruyor sürahiyi
Yavaşça zapt ediyor,  yanakta ki inciyi

Durup dalıyor, manik haller hayata
Sabra gerek görmez, heveslenmez sebata
Şiir denince zanneder akrostişten ibaret
İntihara meyilli depresif, sağ taraf der: idare et

Melekler günahsızsa sağ sol neden kavgada?
Sol neden şeytanı dinliyor sorgusuzca?
Sual sormak dogmatizme vurulan bir darbedir
Kafa karma karışık, kir pastır harabedir

Aklının tozunu al, al ki kafan dinlensin
Sordukça toz alınsın, pırıl pırıl hükmetsin
Çamura düşen altın; aklındır yıka onu!

Karmaşan yavaşça tükensin, 
İşte soldakinin sonu…

Birkaç tane soruyla bakış açını genişlet
At gözlüğü yakışmıyor, kelimeleri seyret…

10 Şubat 2016 Çarşamba

Rehavetli

Heybetli bir  gecenin kahrolan ufkundayız,
Kahrolan bir karanlık perilerimi besler,
Hayrın içinde ki şer ayakta, korkmaktayız,
Sevimsiz geçimsizlik gündüzsüz ilişkiler...

Zamanın gerisinde yaşayanlardanmışım,
Kangallarla bir nevi uğraşanlardanmışım,
Görünmezi fütursuzca sorgulayanlardanmışım,
Geri gelmeyen zamana aldananlardanmışım...

Desturu yok mendeburun eleştirmek haddi imiş,
Sıkılmış hayattan rehaveti saadetliymiş,
Kompleksinin farkına varmaktan korkarmış da
İtirafsa kendinden "olamazmış" o da farkında...

Karmakarışık sürahi, senli benli heybetli,
Her dize ayrı dalga, hepsi ayrı vehametli,
Kış uykulu yaşamla insan aciz saadetli,
Kıymet bilmez destursuz yaşamından haberli...

Ayrı koldan dört dalga, sevimsizlik ufkumuz,
Yeter ki eleştir de, insanoğlu destursuz,
Kaybolmak ile yalnızlık aynı şeymiş sorumsuz,
Kükremeden bir dinle, nefesi bile uğursuz...

Sen radikal söylersin, ben radikal yaşarım.
Lafla oyalanırsın, çaktırmadan koşarım.
İyi, kötü ve yahut yorumsuz yaptıklarım,
Sana göre günahtır, diğerine pek ayıp,
Seyret güneşin doğuşunu, hikmetinle sen besle,
Birlikte doğarsınız, çok istersen hevesle...

15 Ocak 2016 Cuma

Bölüm 1

Bir labirent …

Gidildikçe yazısız, sözsüz taşlardan ibaret. Kuşlar neden yok gökyüzünde? İlerlememeye yemin etmişler diye duydum. Kulağımda  Flunk-Blue Monday, sabahın ilk ışıklarında sahilde nefesimi kontrol etmeye çalışırcasına yürüyorum… Merakım adımlarımı geçiyor, hissediyorum. Derdim ve dermanım ikisi de gökyüzünde… Biliyorum ya yine de bu tür çaresizliği alelade görüyorum.

Ontolojinin ; felsefesini, sosyolojisini, kültür durumunu düşünerek yürüyorum. Ontoloji çok derin, kendine dürüst olan insanlar derinliği daha iyi kavrarlar. Bundandır kavrayamadan dalışım ve orada boğuluşum…

Rastlantısal  bir durum. Sahil kenarında,  bir yaşlı çift konuşmaya oldukça müsait. Birde Sibirya kurdu yanlarında…

Bankta oturuyorlar denizi seyrediyorlar saat 9.00. Yavaşça yaklaştım yanlarına. İnce çizgiler ve yaşam çöküntüsü imza misali suratlarında. Konuşmaya cesaret edemedim. Onlarla konuşup bir şeylerin sebebini sormak küstahça geldi.

Böylesi durumlarda insan olmak yetmezdi. Yaşının ilerlemesi de yetmezdi. Böylesi durumlarda imzaların hakkını vermek gerekirdi. Merakıma yenik düştüm yine de sordum.
“Neden bu kadar boş gökyüzü?”

İkisi birden bana baktı. Köpek huysuzlandı. “hişşş” diyerek köpeğe zararsız olduğumu bildirdiler.

İkisi birden ayağa kalktı. Bana baktı sonra aynı anda tekrar oturdular. Yüzleri denize dönüktü…

Bekledim… Cevap vermeyeceklerdi herhalde.

Az ilerdeki banka oturdum. Dizlerimi karnıma kadar çekip denize daldım. Bu manzarayı ne zaman görsem sigara yakardım. Yine öyle yaptım…

Yanıma yaklaştı bir çocuk. “ Abla bir tane mendil alır mısın?”

Çıkardım cebimdeki bütün bozuklukları bir tane mendil aldım. Çocuk sevinçle simitçiye koştu. İki simit birden almanın heyecanında simitleri yiyordu, neredeyse çiğnemiyordu.

O an bir gölge belirdi önümde…

Bağırarak “Gökyüzünün neden boş olduğunu merak eden sen misin?” dedi.

“E… evet” diyebildim korkmuştum.

Adam söze başladı; “Kaç yaşındasın? Dur söyleme tahmin edeceğim. 25 mi? Düşüncelerin ne?  Sosyalistsin. Dinin ne? Ateistsin. Erkek arkadaşın var mı? Var.” Ve hakkımda daha bir sürü soru ve cevap.

Adam bana cevap hakkı vermeden anlattı beni bana. Alakasız bana. Sonra da bağırarak söylenerek, ilerledi.

“İşte bu yüzden. İşte senin gibi insanlar yüzünden şuanda gökyüzü boş. Lanet olsun! Defolun bu ülkeden. Ne İslam’ı öğretiyorlar, ne edebi ne hayayı. Namussuz kız çocukları, bir koca nesil yetiştiriyorlar. Gökyüzünün boşluğu sizin yüzünüzden! Sizin yüzünüzdennnnn!” diye bağırarak ilerledi.

Ağzımı açacaktım, konuşacaktım, gözlerim yuvalarından çıkacak gibiydi. Skleram kızarmış göz kapaklarım ağırlaşmıştı. Sol tarafımı döndüğümde yaşlı teyze ve amca bana tebessüm edip tekrar denize döndüler yüzlerini.


Sanki bana cevabı aldın mı dercesine….

Sonra bir kuş geldi, sürüsüz yalnız tek başına…


13 Ocak 2016 Çarşamba

Aggression

Dalga geçiyor müsvedde insanlar,
Bu türün sadece kağıdına hürmetim var.
Kahrolsun vasiyeti nasihatsız murisler!
Varlıkları karınca kadar.
Zanları bilgilerinden büyük,
Zavallılar hicvime rastladılar.
Kalemimin ağırlığı dilim kadar.
Hafife alanlar bilmiyorlar iğne misali batar!
Nihayet…
Kuytu köşelerde duyguya radar…
Sevdanın ömrü işte bu kadar…

3-5 tane konuşan varlık toplamı olmayan.
Kendince "şut" ve "golü" eğlence sayan,
“it” desem hakaret olur vajinismus bayan,
Tavuk daha faydalı ondan yumurtlayan.
Kopasıca dili durmaz dalgalanır,
Tavuk misali boktan medet umar, ondan faydalanır.
Sessiz ya bizim kız!
Geviş getirenlerle daha iyi anlaşır!
Yürek yemişçesine ironiye bağlanır.
İki seven bir sevmez masumca kahırlanır!
Kükrer hiddetinden haline ağlanır,
Kezzap içse olmayan yüreği pahalanır,
Savunduğu görüşler derinliksiz ve seyirde?
Freud'un felsefesi az gelir de,
Kapitalist seks zevkini felsefe sanır.
Satış konusunda umman bilgi varlığı,
Pazarlamacılara taş çıkarır!
Yolu net değil bedeni tek varlığı,
Konuşması da bayağı net, tehlikede sağlığı!
Saklıyormuş kendini evleneceği denyoya,
Uzay'dandır misafir oğlan güvenilmez her toya.

Dalga geçmek olmuş hayat felsefesi,
Ciddiyetsiz bir sürü halinde insan silsilesi,
Baksan yok etrafında candan kimsesi,
Bir beyin ameliyatı, yorulan psikoloji ve insan kümesi...

Git gelme buralara benim horozum yok.
Yaşadığım yer çöplük mü bir etrafına sor,
Sükuneti bilmeyenle inan ki çok zor…

Kor alev tamu zihniyet,
Temiz gönlüme selam et!
Olduğun gibi gel şekline itimadım yok.
Ve yine yeniden zihnini bunalıma sok.
Parayla iyi anlaş, merhametten kork.

2 Ocak 2016 Cumartesi

Dişi Cins

Gidemezsin tek başına
En modern sensin
Ahlak kuralında, kimsesizsin
Eteğinin boyundan, kaşındaki tüyüne
Sutyeninin renginden, kolundaki künyene 
Evindeki perdeden, çocuğunun ismine
Seyrettiğin tepeden hayaline, bendine
Öz güveninden lafının anlamına
Sokarlar bir kalıba, küfrün temeli sensin
Loji'ler sayısızca sana yoğunlaştı da
Topluma yorulmadı, akademik yayınlar
Kaldı öylece tezler çürütülse de boşa 
Dalgalanmalar, laflar, bacak arasından başlar
Sevgi özel bir şey at onu bir kenara
Saygı da duyulmadın hiçte var olamadın
Arabistan'da örnek canlı gömüldü bebekler
Şimdiki hale şükretmemizi istiyor veletler
Boş laflarının detayı kadının beynindedir
O ince analiz yiğide, yoğurt yedirir
Olmamalı üstünlük mücadeleleri boşa
Taarruzdan çıkında gidilmesin hep hoşa
İki cinsiyet birbirine saygısız
Bir üstünlük mücadelesi ki erkek kaygısız
Hududunun derini yok boşa çırpınır kürekler
Sekste işe yarayan kadına çarpar yürekler



“18 yaşındaydı habip
Babası bir numara hatip
Sevdiği kızın kalçası büyükmüş de sevmiş
İki oğlan bakmış da aşkı da hemen bitmiş
Adamlarda suç yokmuş
Bu kız meğer dar giymiş” 

 (basitçe verdim örnek, gerçekleri yazılmıyor,
hem bitmiyor yazmakla hem de can acıtıyor...)

Meryem Ana'nın vajinasının olmadığını düşünen bir zihniyet
Namusu bacak arası sanır tükürdüğüm tiyniyet
Basite alın beni kadın kadının yanında
Yürekli erkek yok ki eşitlik yok tarzında
Ya üstün tutar kadını ya erkek en işe yaramaz
Gerçekleri zırvalar pirim yapmayan anlamaz
Bu yazı konunun özetinin çeyreğinin çeyreği
Kopuk ipler eldedir elbet görür gerçeği…
İyi geceler millet, saygısız uykunuzda
Kalıba sığdırmayın desem değil umurunuzda
Kükremeyin sel gibi bendiniz aşılacak gibi değil

Okumayan toplumsa cevapsız sorunuzda.

B.A.M 1.kız ve 2.kızın hikayesi

Yıllar sonra, güneşli bir tatil gününde ailenin büyüdükçe kalabalıklaşan masası yeniden kurulmuştu. Çay kaşıkları bardaklarda ritmik sesler ...