Bir labirent …
Gidildikçe yazısız, sözsüz taşlardan ibaret. Kuşlar neden yok gökyüzünde? İlerlememeye yemin etmişler diye duydum. Kulağımda Flunk-Blue Monday, sabahın ilk ışıklarında sahilde nefesimi kontrol etmeye çalışırcasına yürüyorum… Merakım adımlarımı geçiyor, hissediyorum. Derdim ve dermanım ikisi de gökyüzünde… Biliyorum ya yine de bu tür çaresizliği alelade görüyorum.
Ontolojinin ; felsefesini, sosyolojisini, kültür durumunu düşünerek yürüyorum. Ontoloji çok derin, kendine dürüst olan insanlar derinliği daha iyi kavrarlar. Bundandır kavrayamadan dalışım ve orada boğuluşum…
Rastlantısal bir durum. Sahil kenarında, bir yaşlı çift konuşmaya oldukça müsait. Birde Sibirya kurdu yanlarında…
Bankta oturuyorlar denizi seyrediyorlar saat 9.00. Yavaşça yaklaştım yanlarına. İnce çizgiler ve yaşam çöküntüsü imza misali suratlarında. Konuşmaya cesaret edemedim. Onlarla konuşup bir şeylerin sebebini sormak küstahça geldi.
Böylesi durumlarda insan olmak yetmezdi. Yaşının ilerlemesi de yetmezdi. Böylesi durumlarda imzaların hakkını vermek gerekirdi. Merakıma yenik düştüm yine de sordum.
“Neden bu kadar boş gökyüzü?”
İkisi birden bana baktı. Köpek huysuzlandı. “hişşş” diyerek köpeğe zararsız olduğumu bildirdiler.
İkisi birden ayağa kalktı. Bana baktı sonra aynı anda tekrar oturdular. Yüzleri denize dönüktü…
Bekledim… Cevap vermeyeceklerdi herhalde.
Az ilerdeki banka oturdum. Dizlerimi karnıma kadar çekip denize daldım. Bu manzarayı ne zaman görsem sigara yakardım. Yine öyle yaptım…
Yanıma yaklaştı bir çocuk. “ Abla bir tane mendil alır mısın?”
Çıkardım cebimdeki bütün bozuklukları bir tane mendil aldım. Çocuk sevinçle simitçiye koştu. İki simit birden almanın heyecanında simitleri yiyordu, neredeyse çiğnemiyordu.
O an bir gölge belirdi önümde…
Bağırarak “Gökyüzünün neden boş olduğunu merak eden sen misin?” dedi.
“E… evet” diyebildim korkmuştum.
Adam söze başladı; “Kaç yaşındasın? Dur söyleme tahmin edeceğim. 25 mi? Düşüncelerin ne? Sosyalistsin. Dinin ne? Ateistsin. Erkek arkadaşın var mı? Var.” Ve hakkımda daha bir sürü soru ve cevap.
Adam bana cevap hakkı vermeden anlattı beni bana. Alakasız bana. Sonra da bağırarak söylenerek, ilerledi.
“İşte bu yüzden. İşte senin gibi insanlar yüzünden şuanda gökyüzü boş. Lanet olsun! Defolun bu ülkeden. Ne İslam’ı öğretiyorlar, ne edebi ne hayayı. Namussuz kız çocukları, bir koca nesil yetiştiriyorlar. Gökyüzünün boşluğu sizin yüzünüzden! Sizin yüzünüzdennnnn!” diye bağırarak ilerledi.
Ağzımı açacaktım, konuşacaktım, gözlerim yuvalarından çıkacak gibiydi. Skleram kızarmış göz kapaklarım ağırlaşmıştı. Sol tarafımı döndüğümde yaşlı teyze ve amca bana tebessüm edip tekrar denize döndüler yüzlerini.
Sanki bana cevabı aldın mı dercesine….
Sonra bir kuş geldi, sürüsüz yalnız tek başına…