19 Aralık 2015 Cumartesi
İklim Coğrafyası
Ölçüsü çok kıymetli
Uyan olmaz ne çare
Kan damarda sevimli
Savaş yapmak bahane
İnsan olmak kolay mı?
Konuşmak, tokalaşmak
Sezmek, görmek devrim mi?
Hayvandan fark okumak
Hissi yok zannedersin de
İnsanlar anlaşamaz dersin
Kanırtır illa ki üstünlüğe sevdası
Kayıp gider elinden ömür budalası
Akşam vakti kederli, gece üstün şahane
İlla ırkçılıksa mesele gece gündüzde
Evet!
Üstün olan gecedir
En büyük ırkçı benim
Bununla da kalmam da
Üstünlüğün zaferini eylülleştiririm
Sonbahar, eylül, gece
Nazarlıklı ırkçıkığım derim
Önemserim severim
Sevmekle de kalmam da
Üstün tutmayana gücenirim
Eylül'ün ırkçılığıyla kan dökülmez
Eylül kavga sevmez
Sonbahar'ın üstünlüğüyle kan dökülmez
Sonbahar vahşet sevmez
Gecenin şahikasıyla kan dökülmez
Gece geçimsizliği sevmez
Sonbahar, eylül, gece
Nazarlıklı ırkçıkığım derim
Önemserim severim
Sevmekle de kalmam da
Üstün tutmayana gücenirim...
Uzun lafın kısası, davam hassas ve galip
Sonbahar ülkem, Eylül memleketim, ben nefesine sahip
Gece benim hüznüme beklentisiz talip
Bense kalemden yapılma sessiz sedasız hatip.
Dolaşık
Gıptayla bakıyordu hayata
Sakladıkları açıkta
Göz yumuyordu konuşanlara
Sükunet düsturu olmakta
Kambur durur sevimsizdir
İç dünyası acıyla sevişir
Asık suratlılık tebessümle gelişir
Sosyallik de saçma gelir
Kusmak ister acımasız hayata
Sebepsiz değildir geçmişi ortada
İnsan değil mi insanın kuyusunu kazan
Hayat zaten kazı kazan, iyilik zorbalar da
Baskın birkaç fikir soyunur tam ortada
Kehribardan hallice çakıl taşı kumbarada
Kükrer, aslında biraz acemidir nemrut
Çığırtkanlıkla olmaz ay ışığı kapıda
Temkinsiz yaklaşarak yılandan medet umar
İletişimin gücü açıktaki ihtimal
Terazideki adaletsizlik
Saklanamaz çaresizlik
Adaleti savunansa geçimsiz
Bu ne berbat şiir
Yazdıkça kafiyesiz...
Sakladıkları açıkta
Göz yumuyordu konuşanlara
Sükunet düsturu olmakta
Kambur durur sevimsizdir
İç dünyası acıyla sevişir
Asık suratlılık tebessümle gelişir
Sosyallik de saçma gelir
Kusmak ister acımasız hayata
Sebepsiz değildir geçmişi ortada
İnsan değil mi insanın kuyusunu kazan
Hayat zaten kazı kazan, iyilik zorbalar da
Baskın birkaç fikir soyunur tam ortada
Kehribardan hallice çakıl taşı kumbarada
Kükrer, aslında biraz acemidir nemrut
Çığırtkanlıkla olmaz ay ışığı kapıda
Temkinsiz yaklaşarak yılandan medet umar
İletişimin gücü açıktaki ihtimal
Terazideki adaletsizlik
Saklanamaz çaresizlik
Adaleti savunansa geçimsiz
Bu ne berbat şiir
Yazdıkça kafiyesiz...
13 Aralık 2015 Pazar
131215
Evet, deniz sana söylüyorum,
Kuşlar da dinlesin izin veriyorum,
İnsancıklara yaşadığım kadar,
Arkama bile bakmadan, usulca
Sözde değil özde güvenmiyorum...
İstikrarsız tartı iş başında
Kalibrasyon fena işlevi hat safhada
Kem kümlü bir gece yıldızsız, kayıpta
Destur vermez ki gündüz itinası her dalda
Sahil kasabası mı yine hayalin?
Tek farkın memleketin, sevimsiz şuurunda
Birbirine benzeyen şu insan ne acayip
Varlığı kopuk olmalı, ibresi namüsait
Ben somurturum ciddiyetsiz ortamda
Dalga geçenlere sempatim yok hayatta
Düstur bende budur kalabalıklarda
Obur insanlığa saygım yok bu nokta da
Üretmektir varlığım,
Aksine kirli tüketim sahalarda!
Kafiye mafiye hepsi hikaye
Anlatmak istediğim delirir beynimde
Küfrü pek bi severim yakışanda sermaye
Değil mi ki insanlık yakışanı yapandır
Söz söylese de gümüşten bi haber olandır
Derin yollar bitmiyor sandal ağır gitmiyor
Köydeki huzura deliler erişiyor
Sanki bir söz fazlaca yaşıyor, hoşuna gidiyor
Kalpte saklı zikir ömür hızla bitiyor
Dervişin fikrini zikriyle bilirmişsin
Ağzından çıkan sözle semaya erişirmişsin
Kayıp bir meziyetle kelamdaymış varlığın
Bir kum tanesi kadar sürer istikrarlığın
Gol olmadı fanatik üzülmene değmez ki
Süspansiyon hayalin gram la eşleşmez ki
Kulvara dayanamaz rekabet kestirmeli
Cingöz bir varlıkla karmaşa istemez ki
Varoluşun karmaşa, kutuplanmalar tezat
Kişilikte olmaz ki görünmeyen bir mezat
Düşünmeden kelam et sonra işler hep kesat
Sefil köylü umarsız, öğüdü bolca sebat...
4 Aralık 2015 Cuma
Sayrı*
Tüm bu sorular can sıkan iki savaş arasında olurken,
İnsan çok mu aciz kalıyor iyiyle kötü delirirken.
Kıymetsiz bir şuurla yola çıkınca, hep mi patlak verir hayaller...
Gidersin bir yere, yol güzergahında takılır aklına bir pencere
Saklıyorum yalanlarımı kendimle iç içe yaşarken,
İşte bu başka bir şey...
Kibir kokuyorsun yine
Ulu ağaç, saygısızca ve kibirle yıpranmış yaprakların
Sana su dökmek ne haddimize!
Yağan yağmurun ululuğunda serzenişe doymuşum
İğrenç bir meziyetle yüreğime gem vurmuşum
İpi asınca tavana, yorulup kaybolmuş
Denizden ziyadeyim, sarhoşken kudurmuşum
Kim bilir belki bana üzülen var hesapta
Kırık tabut farkındalık imtihan da kitapta
Saklamadan, oyalamadan, saklanmadan, oyalanmadan,
Devam etmek lazım, levhaları sormadan
Kurt adamlı bir hayat, merhabalar da kainat
Yolda hiç yorulmamış, kuş cıvıltısıyla uyanmış
Üşürken de sevinmiş, yangına ağlamamış
''Carpe diem'' derken de geleceği sorgulamış
Sormadan söylemeden merakta bırakmamış
Deniz dalgası şarkı
Sahilde onun farkı
Kırık dökmek nankörce
Tabiatta bir lehçe
Kim derdi ki bu kadın
Derinlerde gezinmiş
Ceylandan halliceyken
Aslanlarla geçinmiş...
İnsan çok mu aciz kalıyor iyiyle kötü delirirken.
Kıymetsiz bir şuurla yola çıkınca, hep mi patlak verir hayaller...
Gidersin bir yere, yol güzergahında takılır aklına bir pencere
Saklıyorum yalanlarımı kendimle iç içe yaşarken,
İşte bu başka bir şey...
Kibir kokuyorsun yine
Ulu ağaç, saygısızca ve kibirle yıpranmış yaprakların
Sana su dökmek ne haddimize!
Yağan yağmurun ululuğunda serzenişe doymuşum
İğrenç bir meziyetle yüreğime gem vurmuşum
İpi asınca tavana, yorulup kaybolmuş
Denizden ziyadeyim, sarhoşken kudurmuşum
Kim bilir belki bana üzülen var hesapta
Kırık tabut farkındalık imtihan da kitapta
Saklamadan, oyalamadan, saklanmadan, oyalanmadan,
Devam etmek lazım, levhaları sormadan
Kurt adamlı bir hayat, merhabalar da kainat
Yolda hiç yorulmamış, kuş cıvıltısıyla uyanmış
Üşürken de sevinmiş, yangına ağlamamış
''Carpe diem'' derken de geleceği sorgulamış
Sormadan söylemeden merakta bırakmamış
Deniz dalgası şarkı
Sahilde onun farkı
Kırık dökmek nankörce
Tabiatta bir lehçe
Kim derdi ki bu kadın
Derinlerde gezinmiş
Ceylandan halliceyken
Aslanlarla geçinmiş...
3 Aralık 2015 Perşembe
Muvazenesiz.
Ciddiyetim namıma yaraşır vaziyette
Geçen ömür payda da, pay olan keyfiyette
Şair mair değilim duygular seyahatte
Boş akla balık tuttum okyanustu kehanette.
Egon doyduğunda açılınca gözlerin
Belki yeniden tiksinçce sevebilirsin
Diyorum, dinletemiyorum,
Önemsiyorsun, anlıyorum, söz geçiremiyorum...
Her kelamın değeri cümle içinde belli olur
Senin hayat içinde yoğurulduğun gibi kıymetsiz,
Kıymetine olan kıskançlığın kelam ile kavrulur
Ben bülbül eti sevmem Ahmet Haşim'e de pek uymam.
Belli değil bir çok şey, sevmediğime kıymam.
Koklamadan çiçekleri
Över beni bir serseri
Belasını bulmamış önceden avutulmamış
Geçmiş kiniyle, bir temaşaya dalmamış
İstese dünyaları kibrit ile yakarmış
Saklambaç seviyor belli ceylandan halliceyim
Duygusuzdan ziyade kelamda belirirceyim
Neyse kini kurusun sevgisi amansız, dursun
Kıpırdarsa yakar da sözümüzü bellemez
Kitaplardan alıntı sevmeyi öğrenemez
Kudurmuş dedi deniz Ahmet Kayalı bir akşam
İçiyoruz tabi çay, kudurmaya niyetsizim, denizden ziyadeyim
Severken pek incitir hırpalar öğrenirim
Boşvermişliğime kaçak demli bir çay, sigara
Beni orada değil özümde burada ara
Çaya bakınca kendimden parçalar görüyorum
Sigara da gelince aniden beliriyorum
Tamamıyla bu benim
Dengesiz şizofrenim
Mutlu muyum? haşa! Akıllılar dururken
Bana kalmaz yudumluk kafada delirirken
Şimdi büyük serzeniş, ne? nasıl olacak?
Bu sorular yine boş,
Cevabı dumanım duyuracak
Her şey de herkes biraz var, tabi ki, elbette,
Kırık ayna müstehcen bakıyor fena, aheste
Gider inşallah kibir sevimsiz suratımdan.
Bu konuda ders aldım dünya Sırat'ımdan.
Vitamin yine hafif övünç nakaratımdan.
Serden geçer bazen kelam bilinir suratımdan.
Kelimelerin olduğu yer cennet mekan anlarım
Burada huzura erer kendimi tamamlarım.
Yalnızken kelime daha çok işe yarar
İletişimle bazen, dile kültüre zarar.
24 Kasım 2015 Salı
Mudil Kelam
Çok enteresandır aşk.
Hani ne kadar ''enteresan'' algınız varsa, herkesin meşrebine göre o kadar işte.
İlla karşı cins gerektirecek kadar da dar anlamı yoktur. O kadar da geniştir.
Seviyor sevmiyor oyunu oynayalım hadi papatyalarla, bu aşkın güzel yanıdır,
Terk edildim ağlıyorum bu da aşkın güzel yanıdır,
Terketmek zorundaydım, bu da aşkın güzel yanıdır
O'nu görünce utanıyorum, bu da aşkın güzel yanıdır
Ve daha bir sürü şey...
Hepsi aşkın güzel yanlarıdır
Bunların ortak noktası sana yazdırır
Yazarsın, çizersin kalem kağıt yoldaşın olur.
Ağlarsın ve yine onlarla gülersin...
Kafası karışık olan herkes beni anlar
Monoton düz insanlar zaten başlığa bakar okumaz
Karmaşa insanıyım ben belki de bu yüzden en çok griyle anlaşırım
Mavi bana göre fazla net, siyah mı hayır! Yüzüme vurur günahlarımı
Ya beyaz? Bana göre fazla temiz,...
Sevmek konusunda da fazlaca karmaşığımdır
Bir kitapta okumuştum;
''Onu seviyor muydum? Ve birkez daha bu soruyu nasil yanitlayacagimi bilemedim, daha dogrusu belki yuzuncu kez ayni yaniti, ondan nefret ettigim yanitini verdim. Evet, ondan nefret ediyordum. Kimi zaman ( ozellikle de her konusmamizin sonunda) onu bogmak icin omrumun yarisini seve seve verirdim! Yemin ederim, keskin bir bicagi onun gogsune yavas yavas saplama olanagini bulsaydim, bundan korkunc bir zevk duyardim. Ama yine de en kutsal seyler uzerine yemin ederim ki, Schlangenberg'in en yuksek tepesinde bana eger " kalbini asagi at" dese, hemen atardim, hemde seve seve.'' yazıyordu.
Benim hissettiğim aşkı en güzel anlatan cümleler kullanılmıştı
Fakat insanların empati yeteneği gelişmedikçe
Kendilerince telepati kurup durumu kurtarmaya çalıştıkça
Ve aslında iyiden iyiye başaramadıkça
Bu karmaşık duygular anlaşılamayacak
Ben Eylül kadınıyım
Düşen yaprakların hesabını bana sormayın
Ben de o yapraklardanım...
Hani ne kadar ''enteresan'' algınız varsa, herkesin meşrebine göre o kadar işte.
İlla karşı cins gerektirecek kadar da dar anlamı yoktur. O kadar da geniştir.
Seviyor sevmiyor oyunu oynayalım hadi papatyalarla, bu aşkın güzel yanıdır,
Terk edildim ağlıyorum bu da aşkın güzel yanıdır,
Terketmek zorundaydım, bu da aşkın güzel yanıdır
O'nu görünce utanıyorum, bu da aşkın güzel yanıdır
Ve daha bir sürü şey...
Hepsi aşkın güzel yanlarıdır
Bunların ortak noktası sana yazdırır
Yazarsın, çizersin kalem kağıt yoldaşın olur.
Ağlarsın ve yine onlarla gülersin...
Kafası karışık olan herkes beni anlar
Monoton düz insanlar zaten başlığa bakar okumaz
Karmaşa insanıyım ben belki de bu yüzden en çok griyle anlaşırım
Mavi bana göre fazla net, siyah mı hayır! Yüzüme vurur günahlarımı
Ya beyaz? Bana göre fazla temiz,...
Sevmek konusunda da fazlaca karmaşığımdır
Bir kitapta okumuştum;
''Onu seviyor muydum? Ve birkez daha bu soruyu nasil yanitlayacagimi bilemedim, daha dogrusu belki yuzuncu kez ayni yaniti, ondan nefret ettigim yanitini verdim. Evet, ondan nefret ediyordum. Kimi zaman ( ozellikle de her konusmamizin sonunda) onu bogmak icin omrumun yarisini seve seve verirdim! Yemin ederim, keskin bir bicagi onun gogsune yavas yavas saplama olanagini bulsaydim, bundan korkunc bir zevk duyardim. Ama yine de en kutsal seyler uzerine yemin ederim ki, Schlangenberg'in en yuksek tepesinde bana eger " kalbini asagi at" dese, hemen atardim, hemde seve seve.'' yazıyordu.
Benim hissettiğim aşkı en güzel anlatan cümleler kullanılmıştı
Fakat insanların empati yeteneği gelişmedikçe
Kendilerince telepati kurup durumu kurtarmaya çalıştıkça
Ve aslında iyiden iyiye başaramadıkça
Bu karmaşık duygular anlaşılamayacak
Ben Eylül kadınıyım
Düşen yaprakların hesabını bana sormayın
Ben de o yapraklardanım...
21 Kasım 2015 Cumartesi
Çapraşık
Ruh hali
dengesiz sevimsiz ve geçimsiz
Dengesizlik savrulur rüzgarıysa ateştir
Sevilen sevilmeyen hepsi orada güneştir
Dondurucu bir soğuk düşüncesiz gelmiştir
Meddah mıyım neyim? Tiyatrodan hallice
Ruh bedenden eski, 70 inde delice
Sefer tasında huzur yenilmez düşüncede
Delirirken düşünce, sempatiklik antipatikce
Zeus
muyum neyim on binlerde çocuğum
Sevdaya gam vuran kemiksiz bir çocuğum
Haylaz hayat bende değil, kuyuda tek taş boncuğum
Oyunculuk küçüklükten, evcilikte çocuğum
Senaryosuz yaşarım, okudukça oynarım
Sevmeyi beceremem, ilhamı kovalarım
Sollasam da hayatı revizyonda kanadım
Delirir saçmalarım, kaybolsam da oynarım
Telaş yok ki ruhumda sabreder bocalarım
Şehzadeye bir hürmet, ''Lala'' daysa marifet
Elleri demirden, suratsız küçük veled
Saygıdeğer hükümler geliyor sepet sepet
Kaybol
çığlıklı köle sabra itaat et
Okazyon elden gitti pahalılığa cesaret
Kalibrasyon gelişmiş ruha enjekte edilmiş
Ordan burdan girmişte kendi dini gelişmiş
Saçmalamadan duramamış imkansızı sorgulamış
Gürültü üretimin en büyük düşmanıymış
Kafa kangren olmasın da ne yapsınmış
Senkron
hayat adilliğe çabalarken
Sklera dondu kaldı, bebek heyecanlanırken
Demir yolu bir tutsak semada canlanırken
Rakkak gelir kabir, giderken ve gelirken.
Bir şey
bilmiyorum tabii ki, Sokrat da değilim aslında
Saklıyorum çoğu şeyi, ama kimin umurunda
Komikane yaşarken, alt yaşamın dalında
Bir çift gözle yaşarken yüreğimse sefada
Gelip hizmet edenler hep hizmetkar
değiller
Bilinen bilinmeyenler çok laflı az görgüler
Toplamıysa hep insan, boş değil bu
kelimeler…
18 Kasım 2015 Çarşamba
Tekerlemeleştirdiklerimizden misin?
Olaylar silsilesi
Hayal kafiyesi
Serden geçen hacamat
Bilinmedik hakikat
Geliyor üstüme
Bilinmeyen bir küme
Vatan adını vermiş
Kimi huzura ermiş
Huzur kanlı bombaymış
Gururlanmış halt etmiş
Çoğu ısrarlı bilmece
Görünmeyen tek hece
Saklayıp da kelimeyi
Bilememiş bilmeceyi
Bulunan birkaç mevhum
Serum takılı hortum
Faydası yok refahta
Gözleri izdivaçta
Giderken var olmamış
Gelene sarılmamış
Adı tecrübe birçok karar
Milyon insanı kaplar
Çıkarlar ön planda
Gözler kekeme dalda
Bilip de vazgeçmemiş
Bilinmezi seçmemiş
Gelen asılı yaprak
Düşmeden filizlenmiş
Sağ oluyor diyorlar
Anlamsız yaşıyorlar
Ölüm ani ıstırap
Kalana yaşlı surat
Gelmeyi arzetmeden
Talepleri gitmeden
Mana çıkar dahilde
Kaybolunan seferde
Tekerleme yazmadım
Şiirden de saymadım
Anlamın içi anlam
Derinlerde bir suret
Bakar da göremezsin
İçinden silemezsin
Kaybolan sırlar var
Kalp mantıktan daha dar
Kilit cümle bin asır
Kalpte olan son, hazır
Giderken arkana bak
Dar sofraya kırk tabak
Sığar içsel birkaç şey
Homurdanmak acziyet
Görelim gelsin nerede hikmet
Düşüncesiz yığını dahilim de fazlaca
Kalkıp oturanlara bir söz toparlamaca
Azmin kararlılığın önemini sormaca
Anlamak isteyene kafiyeli bulmaca...
16 Kasım 2015 Pazartesi
Çırpınış
Masum değilsin ama etrafında da seni kötü hissettiren, günahlarının üzerine yaratıcıdan daha fazla giden insanlar var.
Ve bunun doğruluğuna o kadar inandırıyorlar ki, iyi olmana fırsat vermiyorlar.
Peki ne yapmalı?
İşin içinde insanın insana savaşı varsa ne yazık ki yapılacak en ufak şey tedirgin eder...
Düşünsene biliyorsun bunu anlamıyorlar, inanmıyorlar.
Bir kitapta okumuştum, '' Hiç ön yargıyla aşağılandın mı?'' yazıyordu.
Kendime sorduğumda cevap olumluydu.
Açıklık getirmek gerekirse, ön yargıya sadece tanımadığın insanlar tarafından uğramazsın.
En yakının, seni doğuran, seni yıllar boyu tanıyan (!) bunu yapar.
Tanımamıştır, tanımaya yüz tutmuştur.
Başaramamıştır...
Herkes kendi hayatının kahramanı, kendini yetiştirmeli, kendiyle ilgilenmeli...
Bu dış etkenler ve ön yargının acımasızlığı bir nevi hayatın her insanda olabilecek kadar gerçek yanı...
Ne yapmak gerek diye düşünürsün, kendinle ilgilendiğini zanneder, herkesin hastası olursun ve birden herkes psikolog olur. Eğitim şart değil...
Hani diyor ya Cihan Aktaş: ''Yaşadığı hayat gibi, yaşayamadığı hayat da bakışlarına, ses tonuna, duruşuna siniyor insanın.'' diye,
İşte öyle bir şey...
Siniyor gerçekten, dikkat etmek ve vazgeçmemek, birazda bazı şeyleri, ön yargı gibi, kulak ardı etmek lazım...
Çare her zaman vardır bence, iyilik ve inanç kalbe işlemişse.
13 Kasım 2015 Cuma
Karmakarışık Karmaşık
Tavsiye aşırı duygusal, geçimsiz bir çığlık ve dört dörtlük hayat...
Yine tuzaklardasın yazıklar olsun!
Ruhun hakimiyeti artık son bulsun.
Ruhun rahatlığı bedene enjektörde selam verirken,
Nasıl olur da bu karmaşayı görmezsin?
Süzemesen de heybendeki rahatsız sıvıları,
Kimlere uymak zorundasın bilemezsin?
Gidemezsin dedim ya kendinden öteye gidemezsin...
Bu karamsarlık değil!
Masallardan, o pembemsi düşüncelerinden daha gerçek!
Karmaşayı durdur.
Son bulsun artık.
Ve sana yazıklar olsun...
Vazgeçen insan!
Sen!
Sana yazıklar olsun!
Kıpırdıyor bak yine güneş, ilham perileri uçuşmakta,
Dört bir yana dağılmış hayatı sorgulamakta
Ve
Durmakta bu hengame...
Sadece sensin ve istersen içine sinebilirsin.
Bağlı sana tüm duygular, gerçekleri gör, kendini yönlendir de artık bitsin.
Yenilensin kainat, durup olanlara bak
Kendinle ilan ettiğin barış,
En değerli hakikat,
Durup dinlenince, başarını görünce, kendinle yüzleşince,
Saygıdeğer refakat, ruhunu koluna tak...
30 Ekim 2015 Cuma
Şiir Diyebilirsin
Geçtiğimiz günlerde hüzünlüydüm,
Kendimden saklanarak büyüdüm,
Kimsesiz kalmanın eşiğini gördüm,
Severken saklandım, bilirken öldüm…
Yara büyük, yük ağır, yol uzun…
Yerinde sayarsın bazen uzun uzun…
Beklenmeyen olaylarla yüzün düşer de beklersin.
Gelecek o zamanı, uzun yoldan silersin…
Baktığında aynayı göremeyebilirsin,
Aynada ki suretle de içine sinebilirsin,
Beklersin gelsin o gün diye beklersin,
Zaman gelir daralırsın, gidersin…
İnsanız elbet hatalarımız olacak,
Birkaç meczup umarsızca, kuyumuzu kazacak,
Bilmeden anlayacak, anlamadan kazanacak,
Bir yığın insan sürüsü hep seninle olacak…
Bildiklerin yanlış değil, tesellimi al,…
Aktaramıyorsun ya yol uzun, ondan bu ihtimal,
Kuyu kazmadan bilgi al, sensin o hamal!
Tekrara düşmeden kendini insanlığa sal…
Tükenmeyen o sabah, geceye uzun yol var
Bu ülke bana dar, sana dar, işte bu kadar.
Sınırlandıramam ki zihnimi görmem lazım kar,
Beyazlarla yola devam, umut olur fakat geçitler dar…
Bilinmeze yolculuk, bilinemez umutla,
Rasyonalist bir bakış geçer transla,
Aklım durmuş, mantığım durmuş, kalbim parla!
Tarlada ki hayatta umutsuzluk tonla,
Geçip gider ömür ihtimalsiz hayatla…
Küssen olmaz kalsan konuşursun zamanla…
Oyun devam ediyor, nefes aldıkça rolünü oyna,
Kim gelirse gelsin, kendin ol kontrolünü sağla!
15 Ekim 2015 Perşembe
19 Eylül 2015 Cumartesi
NE ZAMAN BU HALE GELDİN KADIN?
Kadın ne zaman bu kadar düştü?
Toprak gibi verimli olan kadın, hep saygı duyulan kadın,...
Kibele'yle başlayan bulunmaya devam eden birsürü eski ikonlarda bunları görmekteyiz.
Mitoloji de ki Demeter yine bunun; bolluğun, bereketin yüceliğin bir örneğidir.
Tarih de küfretmek, insanların en kıymet verdiği şeyi, kafalarında mahvetmek, hayal dünyalarında yok etmek, kıymet verilen şeylerin üzerinde hüküm sürmek...
Kadına verilen kıymet mi bu duruma getirdi acaba?
Yahut modern dünyada avcı toplayıcılara nazaran kadının evde olması sıkıcı bir hal mi almaya başladı?
Aklı çalışan kadın sanayi devrimiyle iş hayatına iyiden iyiye girip kendini topluma kabul mü ettiremedi?
"Evde olman gerekiyordu ne ara dışarıda işe yarar oldun" diyen erkeklerin kendi aralarındaki muhabbeti de kısıtlamış olabilir.
Hepsi teori, çözümlenemeyen ve kabullendirilemeyan olaylar silsilesi...
Mahremdir kadın kabul! Mahremiyete küfür ağır gelir elbette. İster gelenekçi ol ister olma ağırdır.
Erkek üstündür libidosu heryerde dillendirilir. Fakat; kadının libidosu yoktur.
Bununla alakalı belki birsürü kaynak, yazı, makale, şiir vb şeyler bulunabilir. Herkesin bakış açısı elbette farklı cevherleri yansıtır. Fakat; yazılar ne yazık ki değiştirmiyor zihniyeti. En aydın insan bile yeri geldiğinde bilindiği gibi işte!...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
B.A.M 1.kız ve 2.kızın hikayesi
Yıllar sonra, güneşli bir tatil gününde ailenin büyüdükçe kalabalıklaşan masası yeniden kurulmuştu. Çay kaşıkları bardaklarda ritmik sesler ...
-
Yazın en sıcak akşamlarından biriydi. Yılda sadece birkaç haftalığına tam kadro bir araya gelebilen bu kalabalık masanın etrafında, söylenme...
-
Sana yazıldığını sandığım o şarkıyı defalarca döndürdüğüm bir akşamın içindeyim. İnanır mısın, bütün travmalarımı bir kenara bırakıp sadece ...
