Bahçenin ortasında ise hayatın tüm yükü ve aile içi görünmez savaşlar sürüyordu. Dede ve Anneanne, yaşlarının getirdiği ama hiç eksilmeyen o tezcanlılıkla sürekli komutlar yağdırıyor, "Çabuk olun, güneş tepemize geçmeden şu sırayı bitireceğiz!" diye koşturuyorlardı.
Dede’nin gözü kulağı sadece 5. Erkek’teydi. Ailenin ilk erkek çocuğu olmanın getirdiği o ayrıcalıklı tahta oturtulmuş olan 5. Erkek, dedesinin "Aslanım, sen yorulma, serin taraftaki dalları topla" telkinleriyle şımartılıyordu. Adler’in penceresinden bakıldığında, 5. Erkek’e sunulan bu aşırı korumacı alan, onda sorumluluktan kaçan, kırılgan bir üstünlük hissi yaratıyor; kendi gücünü sınamasına izin vermiyordu.
Anneanne ise göz ucuyla 4. Kız’ı süzüyordu. Fakat bu süzüşte koşulsuz bir anneanne şefkati yoktu; borç ödeten, şartlı bir onaylama vardı. Anneanne, 4. Kız’a sırf arkasından o çok beklenen erkek çocuğu getirdiği için tahammül ediyor, sevgisini sadece bu nedene bağlıyordu. 4. Kız, kendi öz değerini hissedemediği için ailenin bu araçsal sevgisini bile kabullenmek zorunda kalıyor, görünmezliğinin üzerini bu eğreti onaylanmayla örtmeye çalışıyordu.
Ortamın tüm gerginliğini ve sıcağın ağırlığını göğüsleyen ise 3. Kız’dı. Ağaçların arasından yükselen neşeli sesi, esprileri ve tutturduğu türkülerle bahçenin neşesi oluyordu. Adler’in analizinde olduğu gibi, 3. Kız Dede’nin ve Anneanne’nin etrafında dönerek ailenin duygusal dengesini kuruyor, neşesiyle Dede’nin takdirini kazanıp kendi varlığını kabul ettiriyordu. Dede ve 3. Kız’ın bu baskın neşeli diyaloğu, bahçenin odak noktasıydı.
4. Kız ise ailenin "uyumsuz", "kenara itilmiş" ve varlığı yokluğu bir sayılan çocuğu olarak en uçtaki ağaçta tek başınaydı. Dede, en ufak bir olayda bile 4. Kız’ı 5. Erkek’in yanından uzaklaştırır, "Sen dur, kenara git, çocuğun düzenini bozma" diyerek onu yaklaştırmazdı bile. Bu yüzden 4. Kız, kardeşine olan o derin zaafını ve koruma içgüdüsünü hep gizlice yaşamak zorundaydı. Kendi göremediği şefkati kardeşine büründürmüştü; ancak bunu göze batmadan, sessizce yapmak zorundaydı.
Günün en sıcak anında, 5. Erkek sıcağın ve tozun altında bıkkınlıkla çabalamaya başladı. Ağacın yüksek ve dikensiz dallarına uzanmakta zorlanıyor, dedesinin gözünden düşme korkusuyla ne yapacağını bilemiyordu. Dede ve 3. Kız, bahçenin diğer tarafında türküler eşliğinde fıstık sepetlerini doldururken, 5. Erkek’in sepeti yarıda kalmıştı.
4. Kız, ailenin o gürültülü odağından uzakta, kardeşinin bu çaresizliğini ve üzerindeki o görünmez baskıyı ilk fark eden oldu. Dede veya 3. Kız görse 4. Kız’ı azarlayıp oradan uzaklaştıracağı için, hiç sesini çıkarmadı. Göze batmadan, bir gölge gibi 5. Erkek’in durduğu ağacın arka tarafına geçti.
Hiçbir şey söylemeden, 5. Erkek’in yetişemediği yüksek dallardaki fıstıkları hızlıca toplayıp kardeşinin sepetine bırakmaya başladı. Kendi testisindeki soğuk sudan birkaç yudum alması için kardeşine uzattı, terini silmesi için yazmasını uzattı. Bütün bunları yaparken gözü hep Dede’deydi; çünkü yakalandığı an o şefkat anı elinden alınacak, yine "Sen kenarda dur" denecekti.
5. Erkek, ablasının bu sessiz desteği karşısında ona minnetle baktı. Adler’in belirttiği aşağılık duygusunu telafi etme arzusu, 4. Kız’da bir gösterişe ya da alkış arayışına dönüşmüyordu. Onun için varlığını kanıtlamanın yolu; ailenin en çok kayırdığı, kendisinin ise en çok korumak istediği kardeşinin yükünü gizlice hafifletmekti.
Dede gelip 5. Erkek’in dolu sepetini gördüğünde "Aferin benim oğluma!" diye 5. Erkek’in sırtını sıvazlarken, 4. Kız çoktan kendi ağacının gölgesine, o tanıdık yalnızlığına çekilmişti. Kimse onun ne yaptığını fark etmemişti ama 4. Kız, kardeşinin gözlerindeki o anlık rahatlamayla kendi içindeki derin sevilme arzusu ve zaafını sessizce doyurmuştu.
NESO...