Masada aniden tırmanan bir gerilimi hissedip araya tatlı bir nükte katarak havayı yumuşatan kişi ise 3. Kız oldu. Ailenin görünmeyen diplomatı olarak, büyük ablalarının güç savaşları arasında dengeyi sağlamakta üstüne yoktu. Tüm bu gürültülü akışın tam ortasında, kendi kabuğunda sakil durmayan ama herkesten biraz farklı bir dünyada yaşayan 4. Kız vardı.
4. Kız, hayatının ilk yıllarında evin en küçüğü olmanın tadını çıkarmıştı. Ancak 5. Erkek dünyaya geldiğinde, evin tüm duygusal ekseni aniden değişmişti. Dört kızdan sonra gelen bu ilk erkek çocuk, ailenin odak noktası haline gelmişti. 4. Kız, tahttan indirildiği o ilk günleri ve ilginin üzerinden bir anda nasıl çekildiğini dün gibi hatırlıyordu; fakat bu durum onu küstürmek yerine, kendi yönünü tayin eden bağımsız bir ruha dönüştürmüştü. Ablalarının benimsediği belirgin rollere girmek yerine, kimsenin adım atmadığı sanatsal ve özgün alanlara çekilmişti.
Hemen yanında oturan 5. Erkek, ailenin yüklediği o ayrıcalıklı "prens" rolünün getirdiği özgüvenle konuşurken, 4. Kız ona karşı hem geçmişten kalan gizli bir rekabetin izini hem de yakın bir bağ taşıyordu. Fakat evin en küçüğü olan 6. Erkek masaya koşup yanına sokulduğunda 4. Kız’ın yüzü tamamen yumuşadı. Zamanında beşinci kardeşe karşı hissettiği o tahttan indirilme duygusunu, bu en küçük kardeşe gösterdiği anaç ve şımartıcı şefkatle dönüştürmüştü.
Sessizce tabağını bitiren 4. Kız, bu devasa hiyerarşinin tam ortasındaki geçiş köprüsüydü. Kalabalık bir evde görünmez olmanın inceliğini anlamış, fakat tam da bu sayede kimseden onay beklemeden kendi ayakları üzerinde durmayı başarmıştı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder