Dünya üzerinde 8 milyardan fazla insan var ve ben genellikle otobüste yanıma oturan birinin kulaklığından taşan cızırtılı sese bile tahammül edemeyen biriyim. Sonra bir salı günü (ya da belki çarşamba, zaman algım o an sekteye uğradı), tamamen tesadüfen biriyle karşılaştım.
Bilirsiniz; yeni biriyle tanıştığınızda o ilk 15 dakika süren, "Aaa sen de mi, ne tesadüf!" tiyatrosu vardır. Polite, mesafeli ve tamamen yapmacık. Biz o aşamayı yaklaşık 12 saniyede teğet geçtik. İki dakika içinde, normalde sadece kendime sakladığım tuhaf mizah anlayışımı ve hayatla ilgili absürt teorilerimi tereddütsüz masaya yatırmış durumdaydım. Karşımdaki kişi de bunu garipsemek yerine, kaldığı yerden artırarak devam ettirdi.
O an anladım: Bazen yıllardır tanıdığınız insanlara anlatamadığınız şeyleri, beş dakika önce varlığından bile haberdar olmadığınız birine anlatırken bulursunuz kendinizi.
İronik olan şu ki; hayatım boyunca "doğru insanları" bulmak için çabaladım, ortamlara girdim, kendimi açıklamaya çalıştım ve çoğunlukla yanlış anlaşıldım. Meğer tek yapmam gereken, hiç hesapta yokken biriyle çarpışmakmış. Evrenin zamanlaması gerçekten çok tuhaf bir şaka gibi: En çok aradığınızda kimseden ses çıkmaz, tam pes edip kendi kabuğunuza çekildiğinizde ise biri gelir ve sizinle aynı dilde susup aynı absürtlüklere güler.
Şimdi durup bakıyorum; bu bir mucize mi, yoksa sadece doğru zamandaki doğru bir tesadüf mü? Açıkçası pek bir önemi yok. Çünkü bazen hayat, en plansız anlarda en mantıklı karşılaşmaları sunar insana. Ve evet, bir anda bu kadar iyi anlaşmış olmamız korkutucu derecede güzel.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder