17 Ağustos 2026 Pazartesi

İngilizce Konuşurken Ağzını Yay

Bir kültürü yok etmenin en kestirme yolu, önce onun dilini değersizleştirmektir. Çünkü kültür yalnızca yemek, kıyafet, müzik değildir; hafıza, mizah, atasözü, hikâye, hitap biçimi ve dünyayı tarif etme şeklidir. Bunların hepsi dille taşınır.

O yüzden bizdeki “İngilizceyi iyi konuşmak için ağzını biraz daha yay” meselesi bana sadece komik gelmiyor; biraz da düşündürüyor. Bir Türk İngilizce konuşunca Türk aksanı “kötü İngilizce”, Hintli kendi ağız yapısıyla konuşunca “Indian English” oluyor. Neden?

Üstelik araştırmalar Türkiye’de Amerikan ve İngiliz aksanlarının Türk aksanlı İngilizceden daha prestijli algılandığını, aksanın konuşanın eğitimli, zeki ve özgüvenli olup olmadığına dair yargıları etkileyebildiğini gösteriyor. Yani bazen “İngilizcen anlaşılmıyor” demiyoruz; “İngilizcen benim kafamdaki sosyal sınıfa benzemiyor” diyoruz.

Daha komiği, İngilizce kelimeleri Türkçe jargonuyla söyleyince dalga geçiyoruz. “Miting” komik, “meeting” havalı. “Prezentasyon” köylü, “presentation” profesyonel. Kelime aynı, anlam aynı. Değişen sadece ağzımız. Demek ki mesele telaffuzdan çok statü.

Dil öğrenmek başka, kendi dilinden utanmayı öğrenmek başka.

Elbette İngilizce öğrenelim. Çok iyi öğrenelim. Başka diller de öğrenelim. Ama başka bir dili öğrenirken kendi sesimizi neden terk edelim?

Hintli kendi ağız yapısıyla İngilizce konuşabiliyorsa Türk de konuşabilir. Çünkü İngilizce artık yalnızca İngilizlerin konuştuğu bir dil değil; dünyanın ortak dillerinden biri.

Ve kültür tam burada başlıyor: Kendi dilini küçümsememekte.

Çünkü bir topluma yıllarca “Senin konuşma biçimin yanlış, kaba, komik; doğrusu başkasınınki” derseniz, bir süre sonra insanlar yalnızca kelimelerini değil, kendi seslerini de değiştirmeye başlar.

Sonra bir gün diliniz hâlâ ortadadır ama insanlar onu konuşurken utanıyordur.

Kültürün yok oluşu bazen böyle sessiz başlar.

Önce kelimelerinden utanırsın.

Sonra sesinden.

Sonra kendinden.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

B.A.M 1.kız ve 2.kızın hikayesi

Yıllar sonra, güneşli bir tatil gününde ailenin büyüdükçe kalabalıklaşan masası yeniden kurulmuştu. Çay kaşıkları bardaklarda ritmik sesler ...