30 Ağustos 2026 Pazar

RİSK

"Risk almayı sever misin?" sorusuna verilecek en popüler cevap, 4000 metreden paraşütle atladığını ya da tüm birikimini tek bir gece kripto borsasında batırdığını söylemektir. Çünkü modern dünya cesareti, 10 saniyelik bir Instagram hikayesi uğruna adrenalin salgılatmak; riski ise gözü karartıp şuursuzca batağa saplanmak olarak pazarlıyor.
​Oysa biraz durup bakalım: Uçaktan atlamak mı gerçekten risk, yoksa her gece saatte 1600 kilometre hızla boşlukta dönen bu devasa taş küreye —yani dünyaya— sonsuz bir güvenle gözlerini kapatıp uykuya dalmak mı?
​Biz cesareti, güvenlik halatı bağlanmış ekstrem sporlarda ya da hırsa yenik düşüp para saçmakta arıyoruz. Oysa her sabah yataktan kalkıp iki ayağımızın üzerinde durmak, yerçekimi dediğimiz o devasa fiziksel güçle her saniye sessiz bir anlaşma imzalamaktır. Ayaklarımızın yere basması, evrenin temel kanunlarına karşı kazanılmış en zarif zaferken; sırf "yaşıyorum" hissedebilmek için kendini boşluğa bırakmak cesaret midir, yoksa zihnin o bitmek bilmeyen gürültüsünden kaçış mı?
​Para batırmak ya da uçurumdan atlamak risk değildir; çoğu zaman sadece derin bir içsel boşluğun ve şov arayışının sonucudur. Gerçek risk, Lao Tzu’nun işaret ettiği o "doğru yolda", herkes aksine koşarken kendi içsel ritminle adımlayabilmektir. Zihnindeki karmaşaya rağmen doğru olanı seçmek, sürünün gittiği yöne değil, kendi hakikatine doğru yürüyebilmektir.
​Asıl cesaret, yüksek binalardan atlamak ya da sorumluluklardan kaçmak değil; her gece bu belirsiz evrene kendini gözü kapalı emanet edebilecek kadar güven duymak ve her sabah o yola yeniden çıkacak bilinci gösterebilmektir. Adrenalin ucuz bir yanılsamadır; yaşamın kendisine, biyolojine ve evrenin akışına teslim olarak yürümek ise yapılabilecek en radikal eylemdir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

B.A.M 1.kız ve 2.kızın hikayesi

Yıllar sonra, güneşli bir tatil gününde ailenin büyüdükçe kalabalıklaşan masası yeniden kurulmuştu. Çay kaşıkları bardaklarda ritmik sesler ...