Susmayı becermek
Dile hükmetmek
Açığa çıkacak bir çok şeyi içine tekrar tekrar gömmek...
Gökyüzüne benzetirim hep kendimi, uzun yıllardan beri
Onun kadar net ve onun kadar karmaşık
Kayıp bir kaç kelimem bulutla açığa çıkar
Yağmur olur dökülür
Kimisi rahmet der, dinler kelimelerimi
Kimisi şemsiye açar
Kimisi de farkettirmeden doldurur bir şişeye
Sonradan açığa çıkar
"Her şey insan içindir" derdi süt annem
Yanılıyorsun diyemezdim
Büyükler yanılmazdı
İnsana dair birçok şey hayvana da dairdi
Süt annem, anlamazdı...
Kaydırağa binen bir köpek görmüştüm
Görevlilerin haberi yoktu
Bu da insan içindi
Köpek insan değildi
Liseli bir kaç genç küçük dağları yaratmanın gururunu yaşıyor
Az ilerde bir bakkal
Siftah yapmaya çalışıyor
Ekmek alan bir adam gazeteleri inceliyor
Dünyaları bu sokak
Farkındalık zahmetli
Var olan hep kıymetli...
Telaşa saygılı olmayı öğreniyorum
Yıldızlarla oyalanıyor
Mavi'mden taviz vermiyorum
Birazda yaşlanınca
Bulutları kovuyor
Yağmura tüm gücümle engel oluyorum
Şimdi,
Rahmete sevinç kalmayacak
Şemsiyeler bir daha asla açılmayacak
Doldurulan boş şişeler hepten yosun tutacak
İnsanlar arınmayacak
Gökyüzü ağlamayacak...
9 Nisan 2016 Cumartesi
4 Nisan 2016 Pazartesi
Demiş Birisi...
Yaprak dökümü dedi birisi...
İnsan yolculuğuna bir sperm ve yumurtayla başlıyor, bir fidan misali. Sonra doğuyor, büyüyor ve gelişiyor. Sonra ne mi oluyor? Dallanıyor, budaklanıyor....
Ara ara budanıyor, meyve vermesi için acılar onunla olmak zorunda bilmiyor. Acılar olmadan meyve verilmiyor ve insanın iç kıyameti başlıyor...
İnsan işte o zaman insan oluyor. Dallarda ki yapraklar her rüzgarda savruluyor. Gökyüzü ağladıkça yeşeriyor ama yine de mevsiminde sonbaharın sararıyor, dökülüyor.
İnsan insan oluyor. Sabrıyla, kehanetiyle, varoluşuyla, mevsimiyle, acısıyla, umuduyla, sevgisiyle, yle, yle, yle,..
Sorgusuzca ilerleyen şeylere müdahale edilmiyor ne yazık ki. Zaman ilerledikçe, yüze vuruluyor doğrular ya da yanlışlar. Hem de zaman tarafından, dehşet!
Konuşulan bir çok kelime anlamsızca tavır yapıyor beyin mekanizmasına. Nefes alırken hissediyor insan, geçiyor zaman ve geri gelmiyor yaşanan.
Her şey de olduğu gibi pişmanlığında doğru zamanı ve yanlış zamanı var. Doğru zamanda ki pişmanlık yanlışlığı engellerken, yanlış zamanda ki pişmanlık doğruyu da yanlış yapıyor.
Ah şu kişisel gelişim kitapları ve ah şu kitap severler...
Kendi haline acıyan ve onları bulundukları durumdan kurtarmaya çalışan, binlerce kişisel gelişimini tamamlamamış yazar ağabeyler, ablalar...
Bildiğim tek bir şey var: "Doğru zaman, yanlış zaman kavramına dikkat etmeli insan. Doğru zamanı kollarken, yanlışa transit geçmek. Yanlışı da doğru sanmak... Yanıltmayı en iyi beceren zaman aslında."
Hayatına yanlış insanları aldığın zaman doğru olanla az karşılaşırsın. Doğru senden bağımsızdır o halde. Çevre, arkadaşlık, dostluk, aile ve daha bir sürü etkenin elinde törpü. Seni törpüledikçe törpülüyor da sen yalın ayak koştuğunun farkına bile varmadan, kendinden ne kadar da eminsin!
Sayıklamak, ilerleyememek, koşu bandında debelenirken temiz havayı özlemek...
30 Mart 2016 Çarşamba
Münzeviimsi
Ruhu rahat bırakmak,
Kahvenin telvesiyle tokalaşmak,
Kendinden ummadığın plağı pikaba takmak...
Zamanın gerisinde irticacı iç dünya,
Saklanan bir şeyleri, davet eder saygıya.
Fonda ki müzikle dalıyoruz, imkansız hayallere,
İçte ki sesle dönüyoruz, acımasız gerçeğe.
Giden şu araba
Kırmızı desem değil
Ön koltukta oturan
Fiyakalı bir ağabey
Yola bakıyor sorgularca
Kime? Neye? Belirsiz
Bir abla var yanında
Sorgulamaya isteksiz
Sahile yaklaşınca
Bey ağabey iniyor arabadan
Kapıyı da çarpıyor ablaya hiç bakmadan
Denize yaklaşıyor, martılara bakıyor
Uçuşan varlıklarda kendini seyrediyor.
Kağıt kalem çıkarıyor
Ve yazmaya başlıyor...
"Martılara bakıyorum,
Düşüncelere dalıyorum,
Kıyametim kopuyor,
Denizde beliriyorum"
İnzivaya yakışan yalnızlıktan zevk almak,
Bu bir seçimse eğer, mutluluğu yaşamak,
Kalabalık halini unutturuyor insana,
İnzivaya çekilip kendini kendine anlatsana?
Sen kimsin ne işin var senden büyük dünyada?
İçindeki dünyayı keşfet haydi sandalda,
Denizle konuş sor ona "ne işimiz var burada"?
Karanlığın neden karanlıktan korkuyor? Anlatsın sana.
Kırık bir bardaktan daha iyi durumdasın.
Patlayan çömlek misal, kötü de konumdasın.
Kahvenin telvesiyle tokalaşmak,
Kendinden ummadığın plağı pikaba takmak...
Zamanın gerisinde irticacı iç dünya,
Saklanan bir şeyleri, davet eder saygıya.
Fonda ki müzikle dalıyoruz, imkansız hayallere,
İçte ki sesle dönüyoruz, acımasız gerçeğe.
Giden şu araba
Kırmızı desem değil
Ön koltukta oturan
Fiyakalı bir ağabey
Yola bakıyor sorgularca
Kime? Neye? Belirsiz
Bir abla var yanında
Sorgulamaya isteksiz
Sahile yaklaşınca
Bey ağabey iniyor arabadan
Kapıyı da çarpıyor ablaya hiç bakmadan
Denize yaklaşıyor, martılara bakıyor
Uçuşan varlıklarda kendini seyrediyor.
Kağıt kalem çıkarıyor
Ve yazmaya başlıyor...
"Martılara bakıyorum,
Düşüncelere dalıyorum,
Kıyametim kopuyor,
Denizde beliriyorum"
İnzivaya yakışan yalnızlıktan zevk almak,
Bu bir seçimse eğer, mutluluğu yaşamak,
Kalabalık halini unutturuyor insana,
İnzivaya çekilip kendini kendine anlatsana?
Sen kimsin ne işin var senden büyük dünyada?
İçindeki dünyayı keşfet haydi sandalda,
Denizle konuş sor ona "ne işimiz var burada"?
Karanlığın neden karanlıktan korkuyor? Anlatsın sana.
Kırık bir bardaktan daha iyi durumdasın.
Patlayan çömlek misal, kötü de konumdasın.
29 Mart 2016 Salı
Grinin Tonları Karmaşa Konuları
Grinin tonlarına hitabet sanatı,
Gel gör ki kimse umursamıyor anlatanı,
Kendi halinde meczup gülümseyip geçiyor, bir köpeğe bir taş egosunu yüceltiyor,
Görmüyor ki telaşı insan kumkumasında,
Saklıyor savaşını turne safsatasında,
Gelirse 3-5 derviş gönül karmaşasına,
Tek zayıf noktası fikir münakaşasında,
Kıl, tüy her şey memnuniyete bahane,
İnsanoğlu tiyatro sahnesini etti virane,
Sevmenin ses tonunu diyaframla eşleştir,
Gir bak artık, ruhunu bedeninle helalleştir,
Okuyan mı bilir yazan mı bu noktada.
Kibritte ki kıvılcımın cesurluğu ortada,
Yaktığı ağaçtır var oluşunun parçası,
Dert yanmak garip gelir boşunadır çabası,
Haydi dolanın evin etrafı dörtgen,
Bulamazsan ibadet olmuyor bunu öğren,
Acizliği arayıp bulamamaktadır,
Dinlediğini kendince yorumlayamamaktadir.
Sözler hayatın altın parçalarıdır.
Düz yoldaki derinliği görme telaşıdır,
Kıymet bilmeden dert yanarsın bahanen anlaşılamamaktır,
Sabrın sonuna ermeden derdin öngörü yapmaktır,
Dervişi kimse görmedi sabrın sonuna ermedi
Sağlam adımlarla ilerlemeyi sabretme şartından ki, kimse yediremedi!
Kuşların nazı uçuşunun düzeyi,
Akıl verirken üstad yukarılarda, düşürmez seviyeyi,
Kimse kendine yetmez, bul kulda ki kinayeyi...
Şikayetin adabını keşfet, bırak bahaneyi...
Gel gör ki kimse umursamıyor anlatanı,
Kendi halinde meczup gülümseyip geçiyor, bir köpeğe bir taş egosunu yüceltiyor,
Görmüyor ki telaşı insan kumkumasında,
Saklıyor savaşını turne safsatasında,
Gelirse 3-5 derviş gönül karmaşasına,
Tek zayıf noktası fikir münakaşasında,
Kıl, tüy her şey memnuniyete bahane,
İnsanoğlu tiyatro sahnesini etti virane,
Sevmenin ses tonunu diyaframla eşleştir,
Gir bak artık, ruhunu bedeninle helalleştir,
Okuyan mı bilir yazan mı bu noktada.
Kibritte ki kıvılcımın cesurluğu ortada,
Yaktığı ağaçtır var oluşunun parçası,
Dert yanmak garip gelir boşunadır çabası,
Haydi dolanın evin etrafı dörtgen,
Bulamazsan ibadet olmuyor bunu öğren,
Acizliği arayıp bulamamaktadır,
Dinlediğini kendince yorumlayamamaktadir.
Sözler hayatın altın parçalarıdır.
Düz yoldaki derinliği görme telaşıdır,
Kıymet bilmeden dert yanarsın bahanen anlaşılamamaktır,
Sabrın sonuna ermeden derdin öngörü yapmaktır,
Dervişi kimse görmedi sabrın sonuna ermedi
Sağlam adımlarla ilerlemeyi sabretme şartından ki, kimse yediremedi!
Kuşların nazı uçuşunun düzeyi,
Akıl verirken üstad yukarılarda, düşürmez seviyeyi,
Kimse kendine yetmez, bul kulda ki kinayeyi...
Şikayetin adabını keşfet, bırak bahaneyi...
28 Mart 2016 Pazartesi
Karmaşa Savaşı
Tatmayı bilene, lezzetin tanımını yapabilirsin,
Karmaşığı bilene, dolaşıktan bahsedebilirsin,
Kendini okuyanın, derinliği olabilirsin,
Düzine de ki desteyi bulamayabilirsin.
Kim demiş boynun bükük, halin yok, kuytudasın.
Geçimsize anlatma inanmazsa zordasın.
Çözümsüz çırpınış kararlarındasın.
Kim? Neyin nesi, kimin fesi, umursama yolundasın...
Bir dert var ki ne dert çözüme pek bi uzak,
Yakınlarda felaket, kimine göre "bu bi(r)" tuzak,
Hisler olmadığında beynin rotasına bak?
Kendi hali pek gülünç saçları da hafif ak,
Saklama kendinden içsel karmaşanı.
Net ol ki durdurasın içinde savaşanı.
Kelimeler yol arkadaşı en büyük temaşanın.
Bu bir kavuşma hali içiyle savaşanın.
Tema her zaman bir eksik, fazlası yok senaryo da,
Kim demiş sözüm kesik, en çığırtkanım bu oyunda,
Kafa karışıklığı en büyük besindir bu noktada,
Beslenmeyi bilmek günden güne büyümek,
Sürüklemek peşinden sayfalarca sökük dikmek...
Gökyüzünden habersiz yıldız yakalayalım
Var oluştan bir parça sebepsiz koparalım...
Karmaşığı bilene, dolaşıktan bahsedebilirsin,
Kendini okuyanın, derinliği olabilirsin,
Düzine de ki desteyi bulamayabilirsin.
Kim demiş boynun bükük, halin yok, kuytudasın.
Geçimsize anlatma inanmazsa zordasın.
Çözümsüz çırpınış kararlarındasın.
Kim? Neyin nesi, kimin fesi, umursama yolundasın...
Bir dert var ki ne dert çözüme pek bi uzak,
Yakınlarda felaket, kimine göre "bu bi(r)" tuzak,
Hisler olmadığında beynin rotasına bak?
Kendi hali pek gülünç saçları da hafif ak,
Saklama kendinden içsel karmaşanı.
Net ol ki durdurasın içinde savaşanı.
Kelimeler yol arkadaşı en büyük temaşanın.
Bu bir kavuşma hali içiyle savaşanın.
Tema her zaman bir eksik, fazlası yok senaryo da,
Kim demiş sözüm kesik, en çığırtkanım bu oyunda,
Kafa karışıklığı en büyük besindir bu noktada,
Beslenmeyi bilmek günden güne büyümek,
Sürüklemek peşinden sayfalarca sökük dikmek...
Gökyüzünden habersiz yıldız yakalayalım
Var oluştan bir parça sebepsiz koparalım...
23 Şubat 2016 Salı
230216
Yine
karmaşa üst düzey yönetici
Ve
birçok safsata, kontrolsüz ezici
İnsan
olmanın ilmine erişememek kahredici
Fayda
vermeyen ilimler sansürlü, yok edici
Geri
vites ulaştırıyor kimisini dümene
Yavaşça
varıyor gideceği hedefe
Kimsesiz
hissedince, dolduruyor sürahiyi
Yavaşça
zapt ediyor, yanakta ki inciyi
Durup
dalıyor, manik haller hayata
Sabra
gerek görmez, heveslenmez sebata
Şiir
denince zanneder akrostişten ibaret
İntihara
meyilli depresif, sağ taraf der: idare et
Melekler
günahsızsa sağ sol neden kavgada?
Sol
neden şeytanı dinliyor sorgusuzca?
Sual
sormak dogmatizme vurulan bir darbedir
Kafa
karma karışık, kir pastır harabedir
Aklının
tozunu al, al ki kafan dinlensin
Sordukça
toz alınsın, pırıl pırıl hükmetsin
Çamura
düşen altın; aklındır yıka onu!
Karmaşan
yavaşça tükensin,
İşte soldakinin sonu…
Birkaç
tane soruyla bakış açını genişlet
At
gözlüğü yakışmıyor, kelimeleri seyret…
10 Şubat 2016 Çarşamba
Rehavetli
Heybetli bir gecenin kahrolan ufkundayız,
Kahrolan bir karanlık perilerimi besler,
Hayrın içinde ki şer ayakta, korkmaktayız,
Sevimsiz geçimsizlik gündüzsüz ilişkiler...
Zamanın gerisinde yaşayanlardanmışım,
Kangallarla bir nevi uğraşanlardanmışım,
Görünmezi fütursuzca sorgulayanlardanmışım,
Geri gelmeyen zamana aldananlardanmışım...
Desturu yok mendeburun eleştirmek haddi imiş,
Sıkılmış hayattan rehaveti saadetliymiş,
Kompleksinin farkına varmaktan korkarmış da
İtirafsa kendinden "olamazmış" o da farkında...
Karmakarışık sürahi, senli benli heybetli,
Her dize ayrı dalga, hepsi ayrı vehametli,
Kış uykulu yaşamla insan aciz saadetli,
Kıymet bilmez destursuz yaşamından haberli...
Ayrı koldan dört dalga, sevimsizlik ufkumuz,
Yeter ki eleştir de, insanoğlu destursuz,
Kaybolmak ile yalnızlık aynı şeymiş sorumsuz,
Kükremeden bir dinle, nefesi bile uğursuz...
Sen radikal söylersin, ben radikal yaşarım.
Lafla oyalanırsın, çaktırmadan koşarım.
İyi, kötü ve yahut yorumsuz yaptıklarım,
Sana göre günahtır, diğerine pek ayıp,
Seyret güneşin doğuşunu, hikmetinle sen besle,
Birlikte doğarsınız, çok istersen hevesle...
Kangallarla bir nevi uğraşanlardanmışım,
Görünmezi fütursuzca sorgulayanlardanmışım,
Geri gelmeyen zamana aldananlardanmışım...
Desturu yok mendeburun eleştirmek haddi imiş,
Sıkılmış hayattan rehaveti saadetliymiş,
Kompleksinin farkına varmaktan korkarmış da
İtirafsa kendinden "olamazmış" o da farkında...
Karmakarışık sürahi, senli benli heybetli,
Her dize ayrı dalga, hepsi ayrı vehametli,
Kış uykulu yaşamla insan aciz saadetli,
Kıymet bilmez destursuz yaşamından haberli...
Ayrı koldan dört dalga, sevimsizlik ufkumuz,
Yeter ki eleştir de, insanoğlu destursuz,
Kaybolmak ile yalnızlık aynı şeymiş sorumsuz,
Kükremeden bir dinle, nefesi bile uğursuz...
Sen radikal söylersin, ben radikal yaşarım.
Lafla oyalanırsın, çaktırmadan koşarım.
İyi, kötü ve yahut yorumsuz yaptıklarım,
Sana göre günahtır, diğerine pek ayıp,
Seyret güneşin doğuşunu, hikmetinle sen besle,
Birlikte doğarsınız, çok istersen hevesle...
15 Ocak 2016 Cuma
Bölüm 1
Bir labirent …
Gidildikçe yazısız, sözsüz taşlardan ibaret. Kuşlar neden yok gökyüzünde? İlerlememeye yemin etmişler diye duydum. Kulağımda Flunk-Blue Monday, sabahın ilk ışıklarında sahilde nefesimi kontrol etmeye çalışırcasına yürüyorum… Merakım adımlarımı geçiyor, hissediyorum. Derdim ve dermanım ikisi de gökyüzünde… Biliyorum ya yine de bu tür çaresizliği alelade görüyorum.
Ontolojinin ; felsefesini, sosyolojisini, kültür durumunu düşünerek yürüyorum. Ontoloji çok derin, kendine dürüst olan insanlar derinliği daha iyi kavrarlar. Bundandır kavrayamadan dalışım ve orada boğuluşum…
Rastlantısal bir durum. Sahil kenarında, bir yaşlı çift konuşmaya oldukça müsait. Birde Sibirya kurdu yanlarında…
Bankta oturuyorlar denizi seyrediyorlar saat 9.00. Yavaşça yaklaştım yanlarına. İnce çizgiler ve yaşam çöküntüsü imza misali suratlarında. Konuşmaya cesaret edemedim. Onlarla konuşup bir şeylerin sebebini sormak küstahça geldi.
Böylesi durumlarda insan olmak yetmezdi. Yaşının ilerlemesi de yetmezdi. Böylesi durumlarda imzaların hakkını vermek gerekirdi. Merakıma yenik düştüm yine de sordum.
“Neden bu kadar boş gökyüzü?”
İkisi birden bana baktı. Köpek huysuzlandı. “hişşş” diyerek köpeğe zararsız olduğumu bildirdiler.
İkisi birden ayağa kalktı. Bana baktı sonra aynı anda tekrar oturdular. Yüzleri denize dönüktü…
Bekledim… Cevap vermeyeceklerdi herhalde.
Az ilerdeki banka oturdum. Dizlerimi karnıma kadar çekip denize daldım. Bu manzarayı ne zaman görsem sigara yakardım. Yine öyle yaptım…
Yanıma yaklaştı bir çocuk. “ Abla bir tane mendil alır mısın?”
Çıkardım cebimdeki bütün bozuklukları bir tane mendil aldım. Çocuk sevinçle simitçiye koştu. İki simit birden almanın heyecanında simitleri yiyordu, neredeyse çiğnemiyordu.
O an bir gölge belirdi önümde…
Bağırarak “Gökyüzünün neden boş olduğunu merak eden sen misin?” dedi.
“E… evet” diyebildim korkmuştum.
Adam söze başladı; “Kaç yaşındasın? Dur söyleme tahmin edeceğim. 25 mi? Düşüncelerin ne? Sosyalistsin. Dinin ne? Ateistsin. Erkek arkadaşın var mı? Var.” Ve hakkımda daha bir sürü soru ve cevap.
Adam bana cevap hakkı vermeden anlattı beni bana. Alakasız bana. Sonra da bağırarak söylenerek, ilerledi.
“İşte bu yüzden. İşte senin gibi insanlar yüzünden şuanda gökyüzü boş. Lanet olsun! Defolun bu ülkeden. Ne İslam’ı öğretiyorlar, ne edebi ne hayayı. Namussuz kız çocukları, bir koca nesil yetiştiriyorlar. Gökyüzünün boşluğu sizin yüzünüzden! Sizin yüzünüzdennnnn!” diye bağırarak ilerledi.
Ağzımı açacaktım, konuşacaktım, gözlerim yuvalarından çıkacak gibiydi. Skleram kızarmış göz kapaklarım ağırlaşmıştı. Sol tarafımı döndüğümde yaşlı teyze ve amca bana tebessüm edip tekrar denize döndüler yüzlerini.
Sanki bana cevabı aldın mı dercesine….
Sonra bir kuş geldi, sürüsüz yalnız tek başına…
13 Ocak 2016 Çarşamba
Aggression
Dalga geçiyor müsvedde insanlar,
Bu türün sadece kağıdına hürmetim var.
Kahrolsun vasiyeti nasihatsız murisler!
Varlıkları karınca kadar.
Zanları bilgilerinden büyük,
Zavallılar hicvime rastladılar.
Kalemimin ağırlığı dilim kadar.
Hafife alanlar bilmiyorlar iğne misali batar!
Nihayet…
Kuytu köşelerde duyguya radar…
Sevdanın ömrü işte bu kadar…
3-5 tane konuşan varlık toplamı olmayan.
Kendince "şut" ve "golü" eğlence sayan,
“it” desem hakaret olur vajinismus bayan,
Tavuk daha faydalı ondan yumurtlayan.
Kopasıca dili durmaz dalgalanır,
Tavuk misali boktan medet umar, ondan faydalanır.
Sessiz ya bizim kız!
Geviş getirenlerle daha iyi anlaşır!
Yürek yemişçesine ironiye bağlanır.
İki seven bir sevmez masumca kahırlanır!
Kükrer hiddetinden haline ağlanır,
Kezzap içse olmayan yüreği pahalanır,
Savunduğu görüşler derinliksiz ve seyirde?
Freud'un felsefesi az gelir de,
Kapitalist seks zevkini felsefe sanır.
Satış konusunda umman bilgi varlığı,
Pazarlamacılara taş çıkarır!
Yolu net değil bedeni tek varlığı,
Konuşması da bayağı net, tehlikede sağlığı!
Saklıyormuş kendini evleneceği denyoya,
Uzay'dandır misafir oğlan güvenilmez her toya.
Dalga geçmek olmuş hayat felsefesi,
Ciddiyetsiz bir sürü halinde insan silsilesi,
Baksan yok etrafında candan kimsesi,
Bir beyin ameliyatı, yorulan psikoloji ve insan
kümesi...
Git gelme buralara benim horozum yok.
Yaşadığım yer çöplük mü bir etrafına sor,
Sükuneti bilmeyenle inan ki çok zor…
Kor alev tamu zihniyet,
Temiz gönlüme selam et!
Olduğun gibi gel şekline itimadım yok.
Ve yine yeniden zihnini bunalıma sok.
Parayla iyi anlaş, merhametten kork.
2 Ocak 2016 Cumartesi
Dişi Cins
Gidemezsin tek başına
En modern sensin
Ahlak kuralında,
kimsesizsin
Eteğinin boyundan,
kaşındaki tüyüne
Sutyeninin renginden,
kolundaki künyene
Evindeki perdeden,
çocuğunun ismine
Seyrettiğin tepeden
hayaline, bendine
Öz güveninden lafının
anlamına
Sokarlar bir kalıba,
küfrün temeli sensin
Loji'ler sayısızca sana
yoğunlaştı da
Topluma yorulmadı,
akademik yayınlar
Kaldı öylece tezler
çürütülse de boşa
Dalgalanmalar, laflar,
bacak arasından başlar
Sevgi özel bir şey at
onu bir kenara
Saygı da duyulmadın
hiçte var olamadın
Arabistan'da örnek canlı
gömüldü bebekler
Şimdiki hale
şükretmemizi istiyor veletler
Boş laflarının detayı
kadının beynindedir
O ince analiz yiğide,
yoğurt yedirir
Olmamalı üstünlük
mücadeleleri boşa
Taarruzdan çıkında
gidilmesin hep hoşa
İki cinsiyet birbirine
saygısız
Bir üstünlük mücadelesi
ki erkek kaygısız
Hududunun derini yok
boşa çırpınır kürekler
Sekste işe yarayan
kadına çarpar yürekler
“18 yaşındaydı habip
Babası bir numara hatip
Sevdiği kızın kalçası
büyükmüş de sevmiş
İki oğlan bakmış da aşkı
da hemen bitmiş
Adamlarda suç yokmuş
Bu kız meğer dar giymiş”
(basitçe verdim örnek, gerçekleri yazılmıyor,
hem bitmiyor yazmakla hem de can acıtıyor...)
Meryem Ana'nın
vajinasının olmadığını düşünen bir zihniyet
Namusu bacak arası sanır
tükürdüğüm tiyniyet
Basite alın beni kadın
kadının yanında
Yürekli erkek yok ki
eşitlik yok tarzında
Ya üstün tutar kadını ya
erkek en işe yaramaz
Gerçekleri zırvalar
pirim yapmayan anlamaz
Bu yazı konunun özetinin
çeyreğinin çeyreği
Kopuk ipler eldedir
elbet görür gerçeği…
İyi geceler millet,
saygısız uykunuzda
Kalıba sığdırmayın desem
değil umurunuzda
Kükremeyin sel gibi
bendiniz aşılacak gibi değil
Okumayan toplumsa cevapsız
sorunuzda.
19 Aralık 2015 Cumartesi
İklim Coğrafyası
Ölçüsü çok kıymetli
Uyan olmaz ne çare
Kan damarda sevimli
Savaş yapmak bahane
İnsan olmak kolay mı?
Konuşmak, tokalaşmak
Sezmek, görmek devrim mi?
Hayvandan fark okumak
Hissi yok zannedersin de
İnsanlar anlaşamaz dersin
Kanırtır illa ki üstünlüğe sevdası
Kayıp gider elinden ömür budalası
Akşam vakti kederli, gece üstün şahane
İlla ırkçılıksa mesele gece gündüzde
Evet!
Üstün olan gecedir
En büyük ırkçı benim
Bununla da kalmam da
Üstünlüğün zaferini eylülleştiririm
Sonbahar, eylül, gece
Nazarlıklı ırkçıkığım derim
Önemserim severim
Sevmekle de kalmam da
Üstün tutmayana gücenirim
Eylül'ün ırkçılığıyla kan dökülmez
Eylül kavga sevmez
Sonbahar'ın üstünlüğüyle kan dökülmez
Sonbahar vahşet sevmez
Gecenin şahikasıyla kan dökülmez
Gece geçimsizliği sevmez
Sonbahar, eylül, gece
Nazarlıklı ırkçıkığım derim
Önemserim severim
Sevmekle de kalmam da
Üstün tutmayana gücenirim...
Uzun lafın kısası, davam hassas ve galip
Sonbahar ülkem, Eylül memleketim, ben nefesine sahip
Gece benim hüznüme beklentisiz talip
Bense kalemden yapılma sessiz sedasız hatip.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
B.A.M 1.kız ve 2.kızın hikayesi
Yıllar sonra, güneşli bir tatil gününde ailenin büyüdükçe kalabalıklaşan masası yeniden kurulmuştu. Çay kaşıkları bardaklarda ritmik sesler ...
-
Yazın en sıcak akşamlarından biriydi. Yılda sadece birkaç haftalığına tam kadro bir araya gelebilen bu kalabalık masanın etrafında, söylenme...
-
Sana yazıldığını sandığım o şarkıyı defalarca döndürdüğüm bir akşamın içindeyim. İnanır mısın, bütün travmalarımı bir kenara bırakıp sadece ...