9 Nisan 2026 Perşembe

Dünün Yükü Değil

Geçmiş dediğin şey, kapıyı çalıp “Ben geldim” demiyor aslında. O zaten içeride oturuyor; bazen mutfakta çay koyuyor, bazen salonda eski albümleri karıştırıyor. Sen görmezden gelmeye çalıştıkça da öyle hafif bir öksürüyor: “Ben buradayım.”

Ama şöyle bir gerçek var: Geçmiş, dersini verip kenara çekilen bir öğretmen değil. Sınavı hâlâ hayat yapıyor. Üstelik kopya da yok, telafi de biraz zor. O yüzden insanın aklına şu geliyor: “Madem sınav devam ediyor, bari geçmişle kavga etmeyelim.” Çünkü küs olduğun bir şey, seni bırakmıyor.

Bir de şu var; geçmiş dediğin şey sadece hatalar değil. Sanki hep yanlış kararlar, saçma anılar, “ya ben bunu niye yaptım”lar… Hayır. Geçmiş aynı zamanda seni sen yapan bütün o küçük detaylar. Mesela aileden gelen alışkanlıklar, eski fotoğraflardaki garip kıyafetler, tuhaf ama samimi hikâyeler.

Bazen yokluk öyle büyük bir anla gelmiyor insana. Gürültülü değil, sessiz oluyor. Mesela birinin artık olmadığını ilk başta tam anlayamazsın. Ama bir gün gözün bir yere takılır; gelişigüzel bırakılmış bir hırka, sanki birazdan gelip alacakmış gibi duran bir eşya… İşte o an bir şey içine çöker. Yokluğun kendisi değil de, geride kalan o küçük detay, daha ağır gelir. Geçmiş de biraz böyle; büyük olaylardan çok, içimize oturan o küçük izlerle bizimle kalır.

İnsan bazen utanıyor. “Ya biz böyle miydik?” diye. Halbuki o “böyleydik” dediğin şey, aslında bugünkü halinin temel taşı. Onu inkâr etmek, kendi hikâyenin bir sayfasını yırtmak gibi. Kitap incelmiyor, sadece anlam kaybediyor.

Bir noktadan sonra şunu fark ediyorsun: Geçmişle gurur duymak zorunda değilsin ama ondan utanmak da gereksiz. Çünkü o senin başlangıç noktan. Herkesin başlangıcı biraz dağınık, biraz eski moda, biraz da komik zaten.

En güzeli şu galiba: Geçmişi sırtında taşımak yerine, yanına almak. Arada dönüp bakmak, “iyi ki buradan gelmişim” diyebilmek. Çünkü insan geldiği yeri kabullendiğinde, gideceği yer biraz daha netleşiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

B.A.M 1.kız ve 2.kızın hikayesi

Yıllar sonra, güneşli bir tatil gününde ailenin büyüdükçe kalabalıklaşan masası yeniden kurulmuştu. Çay kaşıkları bardaklarda ritmik sesler ...