14 Mart 2021 Pazar

Birisi ve Dünyası

Kimse kimsenin hiçbir şeyi değil

Kimse kimsenin her şeyi…


Kıt kanaat geçinen biriydi kendince

Kıt kanaat yaşardı kaybolurken

Tek zenginliği düşünceleriydi

Fazla düşünme eğilimi


Ona da overthing tanısı koydu kendince

Bir psikologla görüşmeye başladı

Haftalık 50 lira

Adam onu anlıyordu, dosttu

Haftalık 50 lira

Sigara içiyordu günlük 14 lira

Sigara onu anlıyordu, günlük 14 lira

Karşılıksız yaşamanın karşılığını alamazdı

3 gün üstüste 8 saat, ölse uyuyamazdı…


Hep birine benzetilir kimseye benzemezdi

Tutup çekse kendini, kendine getiremezdi

Bir babası vardı mevsimlik göçü olan

Bir babası vardı naifliği olmayan


Tezgah kelimesine takılmıştı bir zaman

Düzenbazların anladığıyla bulaşıkçıların anladığı

İkisini de aynı şey sanıyordu bir zaman

Aynı şey olmadı, nefes aldıkça anladı

Sorgulamayı bıraktı…


Derken bırakmamıştı

Sorgularla var olduğunu anladı

Derken kayboldu

Kaybettiğini sandığı saplantıda

Kalbi kırıktı herkes gibi

Ne yapacağını bilmiyordu herkes gibi


Ne! Herkes gibi mi?

Herkes biliyordu ne yapacağını görünürde

Acaba kendisi de biliyor muydu görünürde?


Hayal mayal kurardı, sonra geri kaçardı

Kabus mabus gelirdi

Ve asla gitmezdi…





Kavramları karışık az biraz çapraşık

Bir dünyası vardı ama hiç oluşmamış

Oluşturmaya çalışırken ipleri koparmış

Dışarıdan bakınca yoldan çıkmış.


Evet o!

Dünyası bu!

Yoldan çıkmışların dünyası...


12 Mart 2021 Cuma

Pasif Agresif

 Pasif bir agresif

Dedikleri de ne oluyor

Diye araştırmaya koyuldum

Döndüm baktım

Kendimden bir şeyler buldum

İnsanlara bakış açım haddinden fazla yorgun

Bir sağa bir de sola doğru çeken bir kuvvetle doldum

Sır küpü olduğumu zannettiğim zamanlarda boşboğaz oldum

Cömert olduğumu anladığımda cimrilikten gem vurdum

Sakin biri oldum sakinlikten yoruldum

Bunun süresi 5 dakikaydı sonra savruldum

 

Avaz avaz susmak derler ben hiç öyle olmadım

Kendimi bir şey sandığımda

Sandığımdan bir şeyler çıkardım

 

Tarifsiz bir acıydı hakaretler bana

En ufak kelimelere bodoslama anlamlar yükledim

Hiç olmadığım kadar titredim

Beklentiler beni mahvettiğinde

Beklemeyi kestim

Maksimum 5 dakika

Tekrar döndüm

Döne döne Mevlana oldum

Seve seve Neşet

 

Benden bir şeyler bekleyenlere

Fark ettiğim sürece yardım etmeye çalıştım

Elime yüzüme bulaştırdım

Elim yüzüm ön sözümdü parçaladım

Param parça yıkık dökük

Yama hayatımdaki bir kaç sökük

Battı insanların gözlerine

Bununla fazla ilgilendim

Fazla ben oldum

Fazlaca coştum

Fazlalıktan yoruldum...

 


Mevsimsel Yaşıyorum

 Mevsimsel yaşıyorum.

Bir türlü yolunu bulup doğruyu ifade edemiyorum

Kimi zaman bir illüstrasyon, kimi zaman kelimeye takılıp kalıyorum.

Bulamıyorum

Bir yolunu bulamıyorum...

 

Sararan yaprağı seviyorum

Sonbahara özüm diyorum

Bazen Oruç Aruba okuyorum

Bazen Necip Fazıl'da derinleşiyorum

Füruğ Ferruhzad'dan ilham alıyor

Cemal Süreya'yla platonik yaşıyorum...

 

Bir yolunu bulup savaşamıyorum

Altar'ın oğlu Tarkan'ı izliyorum ya da Arkın Cüneyt

Zeyna'dan ilham almıyorum asla

Bazen atlılar kovalıyor ben jokey olma hevesine düşüyorum.

 

Habil'le Kabil'i anımsıyor

Züleyha'dan Yusuf'a varıyorum

Bir baş yapıt sanıyorum kendimi

Lanetlenip Medusa olmaya çalışıyorum.

 

Kimselerin bilmediği gizli bir yol

Mirdad'ın yoluna amma çok heves ediyorum

Lau Tzu'dan ilham alıyor

Nesibe gibi yaşıyorum.

 

Ne köyde ne kentte yetişen biriyim

Ne azda ne çokta belirginim

Görünmeyen bir gezegenin gökkuşağı

Yıldızların efendisiyim!

 

Görünüyor sanıyorum tüm yollar

Ben görünmüyorum

Fazla iddialı bir küçük prensesim

Ben olduğumdan farklı olmak istediğimden uzak

Karmaşa problemini daha da karmaşıklaştıran oyuncak.

 

Bir kukla seziyorum her yazılarımda.

Bir kukla

O benden öte benden ziyade bir Barış Manço esintisi

Benden bana varan bir Gepetto ustalığı

Ama görünmez

Ama kıymet bilmez

Ama kıymeti bilinmez...

Yalan söyledikçe burnu uzamaz gözleri dolar

Ağladıkça yalanları dökülür savruk tahta.

Boşta olsa tıngırdamaz kimselere göz açtırmaz.

Kılıcı da olmaz ki kuklaların, olsa olsa zımpara

Parti de törpü de var

Yok olmaya 5 kala!

 

 


8 Mart 2019 Cuma

Herşey Geçecek

Herşey gelip ve gidecek
Herşey olup ve bitecek
Herşey öyle ya da böyle geçecek
Geçmedi gibi görünecek ama
Geçecek
Bir örümcek gibi ağlarını örecek
Görecek bir kalp, herşeyi görecek
Tutunamayacak çoğu zaman
Içteki zıpkın çocuk harekete geçecek
Düşecek kalkacak
Sonra geçecek
Sürünecek çoğu zaman
Halden hale de sürüklenecek
Bir an olacak tahmin etmediğin bir güneş doğacak
İstersen gitmesini o da gidecek
Geçmesine izin vereceksin geçecek
Nefes alacaksın ve nefes vereceksin
Bir an bakacaksın, anlayacaksın
Herşey gelecek ve gidecek
Sen sabit kalacaksın
Olaylar etrafında süreklenecek
Sürekli hale gelecek
Sapıtacaksın alışamayacaksın
Sonra
Sonra başka olaylar yine seni bulacak
Yıllar öncesinde nelere aldandigini hatirlayacaksin Geçmiş olacak, şuan ki halin geçiciliğini
Daha net kavrayacaksın
Boş laflarla kafanı, aburcuburla zihnini aldatmayacak
Harekete geçen herşeye saygı duyacaksın
Sen sen olmanın
Sen insan olmanın
Sen varlığının mükemmelliğine ulaşacaksın Kaybolduğunda bulunduğunu hatırlayacak Vazgeçmedikçe güçlendiğini anımsayacak
Kendine kendini bulaştıracaksın...

15 Şubat 2019 Cuma

Bitişle başla

Herşey biter...
Nasıl ki, hep başlar
Hep farklı başlar, tatmin olma hallerin değişir
Aynen öyle de biter...
Herşey biter
Tırtılken mutlu olduğunu zanneden kelebek
Süreç değiştiğinde, güzel görüntüsüne kavuştuğunda
Alışamaz, bitti zanneder
Ama başlar
Bambaşka başlar
Ama başlar
Klişeden gem vurmak istemem ama
Her sonun yeni bir başlangıç olması
Klişeden öte bir gerçektir
Örneklerle algılanır netleşir
Kelebek gibi
Biten şeylere sevinmek umudu doğurur
Bir acı sevinç
Umudu yoğurur
Bir sızı tam kalbin ortasına oturur
Ama umudu doğurur

Hangi doğum sancısız gerçekleşmiş?
Bir fikir sancısına kaç gerçeklik doğrulur?
Doğum öyle dersler verir ki
Yalnızca bir rahimde gerçekleşmez doğum
Yoğurulmak da meziyet doğurmak kadar
Serin esinti yaratan kollarında bir kanat
Dön bak yine senden haber bekliyor kâinat...

19 Ocak 2019 Cumartesi

Kendine gel

Insanlarin aklıyla herşeyi halledebildiği, duygularının zekâlarına vakıf olmadığı mekanik bir dünya...

 Zirvenin en tepesindeydin, şimdi yerin en dibinde... 

Söylesene, empatiyi hangi makina var eder?

Ve söyler misin geçen zamanı hangi makina geri getirir?

 O anı? Duyguları?

Bir Antropolog olarak hep şu örneği veririm; yılanların ayakları vardı ve evrim aşamasında onu kullanmadıkları için köreldi.

Peki sen, duygularını hiç kullanmadığın için köreleceklerinin bilicinde misin?
Hüznün ya da sevincin, kullanmadığın her duygun körelecek.

 Farkına var. Kendine gel.

14 Ocak 2019 Pazartesi

Her şey değişir

Bana değişimi hatırlatan şeyler var.
Çok basit bir cümle oldu. Ama durum şu ki, bu sürekli unuttuğumuz bir şey. Değişim.

Dalgalı hayatı ciddiye alıp, her dalgada denize atlamak isteyişime...
Üzüldüğümde yıllarca üzüleceğimi zannedişime...
Mutluluğumda ölene kadar bununla yaşayacak olduğumu düşünüşüme...
Ağrılarımın ömrümün sonuna kadar ağrıtacağına inanışıma...
Kayboluşlarımda bulunamayışıma, kârda olduğum her dakikayı sürekli hissedişime...
Takılı kaldığım sosyal yapının hep öyle kalacağını düşünüşüme...

Herşeyin bir sonu var, ne olursa olsun hiçbir şey sürekli değil. Ve hiçbir olay konu ne olursa olsun hayatın sonu değil. Ölüm bile...

Bir ölüm birçok kişiyi diriltti. Gördüm. Ölen kişinin hayatını kaybetmediğini, başka hayatlarda hem ruhen hem bedenen var olduğunu gördüm.
Yaşanan en trajik olayların veya muazzam mutlulukların sonucunda deneyimle taçlanan bir sürü farklı farkındalıkla döndüğünü gördüm.

Her olayın sonunun birbirine benzediğini fakat kimsenin kendi benliğindeki dalgalanmalara aldırmadığını gördüm.

Hiçbir şey sürekli değil. Unutmamak gerekir ve bilinçli farkındalık yeni dönem trendi olmaktan çok dalgalarda boğulmadan yol almamızı sağlayan ve içimizde keşfedilmeyi bekleyen bir durum, bunun yanında bilinmesi idrak edilmesi iyi yönde evrilmemizi, daha az sorunlu bir hayatta olmamızı sağlar.



21 Ekim 2018 Pazar

İç Ses

Gece gün gibi belirdiğinde,
Herkes de aynı etkiyi mi yapar
Iç sıkar, yarına varmamayla herkes mi dolar...

Gecenin güneşi olan ay
Neden karartır bizleri
Ya da neden söylettirir söylenmeyecek sözleri

Gecenin yalnızlığında
Neden dibe vurur karamsar hisler ve
Neden kimsemizin olmadığını yüzümüze vurur

Gündüz vakti düşünceli insanlardan duyduğumuz
Saçma dediğimiz soruları
Neden gece düşünürüz?

Neden bu bilinmezlik
Neden bu varoluş karmaşası

Bu şiire benzemeyen düz yazıdan bi haber
Adsız yazımın sonunda
Hislerimle bütünleştirip bir sonuca varmam beklenirken
Ben çekip gideceğim
Bu soruları düşünürken
Ben anlam aramalarımı sonlandırma kararı alacağım
Ben ne var olacağım, ne de bunun için çabalayacağım
Ben kayıplarımda kendimi aramayı resmi bir yazıyla bırakacağım
Ben iç sesimin ses tellerini koparacağım!



Yok Artık

Sonrası yok artık
Artık her şey olması gerektiği gibi olacak
Olacak çünkü, sonrası yok artık

Yok artık gülmeler kahkahalar
Kahkahalar yok artık

Sevgi dolu kelimeler sonsuz gibi neşeler
Neşelenmeler, yok artık.

Dost bilmeler, düşman kovalamalar
Beyninin en derinindeki kazılarda mesai
Mesailerde karşılık bulamamalar yok artık.

Kuru kalabalığa itaat
Güneşli bir kâinat
Kâinatta huzur yok artık.

Tebeşire bir tahta
Yazılara beyaz toz
Beyaz toza ateşlenme, yok artık.

Temiz kağıda bağlaçsız fikir
Delirmeden yazana tablette zehir
Zehirlenmelere panzehir, yok artık.

Harita metot, kurşun kalem
Kağıda yabancı bir kelâm
Kelâmsız bir ekrana itaat
Var artık.

Derin uykuda devler, gülümseyen yıldızlar
Bulut arkasında fışkıran Güneşler
Güneşlere dost bir evren yok artık

Gemilere balıklar, balıklara oltalar
Dalgalarda denizler
Viralarda kaptanlar, yok artık...

6 Temmuz 2018 Cuma

Grafomanik Direniş

Yazamıyorum.
İki kelimeyi yan yana getirip anlamlandıramıyorum.
Var, biliyorum, kafamda onlarca binlerce yapıt,bir açsalar içini eski medeniyetlerden kalma yapıtlarmış, modern edebiyatmış hepsini fena halde sollayacak bir düşünce deryası...
Ama yazamıyorum...
Hepsi birbiriyle ilişkili hepsi birbirinden sorumlu uç uca eklenmiş milyonlardan da milyonlarca hazine var, bir ucundan tutupta yazamıyorum...
Hani diyorum sol elim de kalem tutsa ne var ne yok döksem, defalarca hunharca zapdedilmeyen her şeyi yaysam ortalığa ama yazamıyorum...

Ben ben olalı ilkokuldan beri hep bu zulmü yaşarım,
Hep bilirim hep,
Ama dökemem.
Anlatışlarımda öyledir, kekeme bir haldeyim,
Bana köpeğimin cinsini sorarlar, ben ikigai den bahsederim.
Konuyu oraya bağlayacağımı bilirim, 
Ama toplum ben değil,
Toplum bendekiyle boğuşmuyor ki anlasın.
Sosyolojik yapının karamsarlığından değil mi bütün bunlar?
Ben onların ne düşündüğünü onlardan daha iyi bilir bir haldeyim.

Kendimle kavga halinde, kendimden memnuniyetsizim.
Bildiklerimden rahatsız, bildiklerimi dökememenin sıkıntısındayım.
Karmakarışık çapraşık heyecanlarım, hüzünlerim ve bilimum bütün hazlarım, korkularım, sabırlarım, falanlarım, filanlarım...

Ben ben olalı bu zulmü yaşarım,
Ben yaşadığımı zanneder, kendime çabalar, kendime koşarım...
Ben benimle dünyalar kadar mutsuz, 
Ben benimle dunyalar kadar eğlenceli,
Ben benimle saçma sapan bir halde,
Ben benimle evrenin eksik tek ayağı gibiyim.

Ben var bu Dünya'da sır gibi gelip sır gibi gidecek,
Insanlar görmek istediklerini görerek bu hikayeyi bitirecek.
Beni dilden dile anlamadan yorumlayacak,
Oysa ben neler düşünürüm de kimse bilmez,
Oysa ben neler yapmak isterimde kimse görmez,
Ben çaba harcamaya baslamak icin bile çaba harcarım,
Karmaşama son verip de bir ucundan tutamam ki 
Ne kendimin ne her şeye dair düşüncelerimin...

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Grafomanik

Sosyal kafa sosyal vücutta bulunur.
Bazen başlamak bitirmenin hiç bir şeyidir.
Kimi zaman üzüm üzüme baka baka kahrolur.
Sakinligin olduğu yerde huzurdan çok kelime hapisanesi varolur.

Gittigin kadarı senindir ne öğrendiysen o kadarsın,
Yolu yarılamak iyi midir?
Kendine koşmanın farkındalığı yoksa?
Sinir harbi dağıtır, varlığın amacını anlamsızlaştırır.
Ve görürsün düşünürsün...
Uygulamada yokluk yokta varolur.
Karşılaştırmalı bir ütopyada, hayaller sarhoştur.
Distopik yapıda ütopyanın varlığı ne kadar anlam bulur?

Kendi hayatından kocaman bir cehennem yarat!
Yarısı dolu olan bardağı iç ve "hepsi boş bunun" deyip karamsarlığı dayat!
İncindiğin zaman var olmak aşılmaz bir engeldir,
Kendine gelememek, kendinle olamamak zevk verir boşluğu derindir...

Ne diyorum? Ne yazıyorum? Neden düşüncelerim yine taşıyor kafamdan?
Elim kalem tutmaz ki benim, anlamım anlayanda.
Dilim kelimelerle boğuşur anlatamam ki kendimi hiçbir zaman...
Ben dünyadan çekmedim, dünyalara çektirdim.
Yeni başlangıçlarda kendimi yedim bitirdim.

Yepyeniyim, taptazeyim her gün harika dedirttim.
Içimdeki sesi ben yönlendirdim.
27 yaş civari kendimi bulmaya 7 adım yaklaştım.
Ucu bucağı olmayan bir yolda, çoğu zaman uzaklaştım...

Meditasyon gibi her nefese hükmettim
Kilitli kapılar ardında telepatilendim, yendim, bittim.
Grafomanik bir haldeyim, her seferinde böyleydim
Dedim ya elim kalem tutmaz,
Grafomaniama yenildim.

B.A.M 1.kız ve 2.kızın hikayesi

Yıllar sonra, güneşli bir tatil gününde ailenin büyüdükçe kalabalıklaşan masası yeniden kurulmuştu. Çay kaşıkları bardaklarda ritmik sesler ...