26 Mart 2026 Perşembe

Algoritmik Hayatlar

Artık herkesin cebinde bir “yarım psikologluk” var. Reels açıyorsun, 30 saniyede insan çözülüyor: “Bu kesin narsist”, "ben var ya DEHB’ymişim.”, “bu da net depresif.” Tanılar hızlı, özgüven yüksek, bilgi… eh, o biraz kırpılmış.

Antropoloji okuyan biri olarak şunu söyleyeyim: İnsan dediğin şey 15 saniyelik video ile anlaşılmaz. Kültür, bağlam, geçmiş, ilişki… Bunlar olmadan yaptığın şey analiz değil, tahmin bile değil, düpedüz etiket yapıştırmak. Ama yeni alışkanlık şu: Anlamaya çalışmak yok, sınıflandırıp geçmek var.

Sosyoloji tarafı da daha komik. Eskiden insanlar mahallede birbirini gözlemlerdi, şimdi algoritmanın gösterdiği üç videoyla insan sarrafı kesiliyor. Üstelik bir derdini anlatıyorsun, karşındaki kendi fikrini söylemiyor; “bir psikolog demişti” diye başlıyor. Hangi psikolog? Nerede demiş? Belli değil. Ama ton net: Kendinden emin.

Burada küçük bir hatırlatma yapmak lazım: Bilmek başka, biliyormuş gibi yapmak başka. Yarı bilgi, tam cehaletten daha risklidir. Çünkü cahil susar, yarı bilen konuşur. Hem de uzun uzun.

(İlber Baba'ya selam olsun!)

Bir de üretim meselesi var. Sürekli izleyen ama neredeyse hiç üretmeyen bir kitle. Düşünce üretmiyor, sadece gördüğünü tekrar ediyor. Kendi fikri yok ama her konuda yorumu var. Bu da yeni bir insan tipi: Tüketerek bilen, ama aslında bilmeyen.

Kısacası mesele reels değil. Mesele, o reels’i gerçek sanmak. İnsan karmaşık bir şeydir, algoritma kadar basit değil. Bunu unutunca da herkes birbirine teşhis koyan ama kimseyi gerçekten anlamayan bir topluma dönüyoruz.

Çünkü artık kimse anlamıyor, herkes teşhis koyuyor.

Neso...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

B.A.M 1.kız ve 2.kızın hikayesi

Yıllar sonra, güneşli bir tatil gününde ailenin büyüdükçe kalabalıklaşan masası yeniden kurulmuştu. Çay kaşıkları bardaklarda ritmik sesler ...