Bugün itibariyle hayatımdan şekeri çıkarıyorum. Evet, iddialı bir giriş oldu ama bir yerden başlamak lazım. Zaten bu benim ilk denemem değil. Daha önce de gaza gelip başlamış, bir süre gayet güzel götürmüş, sonra bir bakmışım “bir lokmadan bir şey olmaz” diyerek eski düzenime dönmüşüm. Klasik.
Bu sefer fark şu: 35 yaşındayım ve olaya daha bilinçli yaklaşıyorum. Bir de üstüne Azra Kohen okudum. Aeden’den sonra insan bir “ben ne yapıyorum ya?” diye kendine bakıyor. Ben de baktım ve dedim ki: şekerle olan bu gereksiz ilişkiyi bitiriyoruz.
Sabah gayet güzel başladım. Yumurta, peynir falan… Zaten ekmekle çok aram yoktu, o yüzden o kısım hiç zorlamadı. Hatta “insanlar buna nasıl bağımlı oluyor?” diye hafif bir üstten bakış bile attım, yalan yok.
Gün içinde bir noktada muz yedim. Masum sandım. Meğer onu da öyle “canım istedi yiyeyim” diye değil, daha dikkatli tüketmek gerekiyormuş. Öğreniyorum, gelişiyorum.
Makarnaya gelince… Ben “makarnadan asla vazgeçemem” diyen bir insandım. Daha ilk günden bırakmadım tabii ama artık onun da öyle her canım istediğinde hayatıma giremeyeceğini kabulleniyorum. Aramızda mesafe koyuyoruz.
Bir de şu var: Laktoz intoleransım olduğu için paketli gıdalarla zaten çok içli dışlı değildim. O yüzden “şekerli abur cuburu bırakma” kısmı beklediğimden kolay oldu. Yani hayat bazen bazı zorlukları önceden çözüp önüne koyabiliyormuş, teşekkürler sindirim sistemi.
Günün özeti: Zor muydu? Çok değil. Alışkanlıklar kafamı kurcaladı mı? Evet. Ama bu sefer daha farkındayım.
Ve şunu da hissediyorum: Bu süreçte küçük küçük “uyumsuz” göründüğüm anlar olacak. “Hadi bir şey olmaz ye” diyenler, “abartıyorsun” bakışları… Ama galiba mesele sadece şekeri bırakmak değil. Kendi kararlarıma sahip çıkmayı, gerektiğinde “hayır” diyebilmeyi de öğreniyorum.
Kendime not: Bu bir “yasaklar listesi” değil, bir denge kurma süreci. Panik yok. Devam.
Neso...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder