Insanlarin aklıyla herşeyi halledebildiği, duygularının zekâlarına vakıf olmadığı mekanik bir dünya...
Zirvenin en tepesindeydin, şimdi yerin en dibinde...
Söylesene, empatiyi hangi makina var eder?
Ve söyler misin geçen zamanı hangi makina geri getirir?
O anı? Duyguları?
Bir Antropolog olarak hep şu örneği veririm; yılanların ayakları vardı ve evrim aşamasında onu kullanmadıkları için köreldi.
Peki sen, duygularını hiç kullanmadığın için köreleceklerinin bilicinde misin?
Hüznün ya da sevincin, kullanmadığın her duygun körelecek.
Farkına var. Kendine gel.
19 Ocak 2019 Cumartesi
14 Ocak 2019 Pazartesi
Her şey değişir
Bana değişimi hatırlatan şeyler var.
Çok basit bir cümle oldu. Ama durum şu ki, bu sürekli unuttuğumuz bir şey. Değişim.
Dalgalı hayatı ciddiye alıp, her dalgada denize atlamak isteyişime...
Üzüldüğümde yıllarca üzüleceğimi zannedişime...
Mutluluğumda ölene kadar bununla yaşayacak olduğumu düşünüşüme...
Ağrılarımın ömrümün sonuna kadar ağrıtacağına inanışıma...
Kayboluşlarımda bulunamayışıma, kârda olduğum her dakikayı sürekli hissedişime...
Takılı kaldığım sosyal yapının hep öyle kalacağını düşünüşüme...
Herşeyin bir sonu var, ne olursa olsun hiçbir şey sürekli değil. Ve hiçbir olay konu ne olursa olsun hayatın sonu değil. Ölüm bile...
Bir ölüm birçok kişiyi diriltti. Gördüm. Ölen kişinin hayatını kaybetmediğini, başka hayatlarda hem ruhen hem bedenen var olduğunu gördüm.
Yaşanan en trajik olayların veya muazzam mutlulukların sonucunda deneyimle taçlanan bir sürü farklı farkındalıkla döndüğünü gördüm.
Her olayın sonunun birbirine benzediğini fakat kimsenin kendi benliğindeki dalgalanmalara aldırmadığını gördüm.
Hiçbir şey sürekli değil. Unutmamak gerekir ve bilinçli farkındalık yeni dönem trendi olmaktan çok dalgalarda boğulmadan yol almamızı sağlayan ve içimizde keşfedilmeyi bekleyen bir durum, bunun yanında bilinmesi idrak edilmesi iyi yönde evrilmemizi, daha az sorunlu bir hayatta olmamızı sağlar.
Çok basit bir cümle oldu. Ama durum şu ki, bu sürekli unuttuğumuz bir şey. Değişim.
Dalgalı hayatı ciddiye alıp, her dalgada denize atlamak isteyişime...
Üzüldüğümde yıllarca üzüleceğimi zannedişime...
Mutluluğumda ölene kadar bununla yaşayacak olduğumu düşünüşüme...
Ağrılarımın ömrümün sonuna kadar ağrıtacağına inanışıma...
Kayboluşlarımda bulunamayışıma, kârda olduğum her dakikayı sürekli hissedişime...
Takılı kaldığım sosyal yapının hep öyle kalacağını düşünüşüme...
Herşeyin bir sonu var, ne olursa olsun hiçbir şey sürekli değil. Ve hiçbir olay konu ne olursa olsun hayatın sonu değil. Ölüm bile...
Bir ölüm birçok kişiyi diriltti. Gördüm. Ölen kişinin hayatını kaybetmediğini, başka hayatlarda hem ruhen hem bedenen var olduğunu gördüm.
Yaşanan en trajik olayların veya muazzam mutlulukların sonucunda deneyimle taçlanan bir sürü farklı farkındalıkla döndüğünü gördüm.
Her olayın sonunun birbirine benzediğini fakat kimsenin kendi benliğindeki dalgalanmalara aldırmadığını gördüm.
Hiçbir şey sürekli değil. Unutmamak gerekir ve bilinçli farkındalık yeni dönem trendi olmaktan çok dalgalarda boğulmadan yol almamızı sağlayan ve içimizde keşfedilmeyi bekleyen bir durum, bunun yanında bilinmesi idrak edilmesi iyi yönde evrilmemizi, daha az sorunlu bir hayatta olmamızı sağlar.
21 Ekim 2018 Pazar
İç Ses
Gece gün gibi belirdiğinde,
Herkes de aynı etkiyi mi yapar
Iç sıkar, yarına varmamayla herkes mi dolar...
Gecenin güneşi olan ay
Neden karartır bizleri
Ya da neden söylettirir söylenmeyecek sözleri
Gecenin yalnızlığında
Neden dibe vurur karamsar hisler ve
Neden kimsemizin olmadığını yüzümüze vurur
Gündüz vakti düşünceli insanlardan duyduğumuz
Saçma dediğimiz soruları
Neden gece düşünürüz?
Neden bu bilinmezlik
Neden bu varoluş karmaşası
Bu şiire benzemeyen düz yazıdan bi haber
Adsız yazımın sonunda
Hislerimle bütünleştirip bir sonuca varmam beklenirken
Ben çekip gideceğim
Bu soruları düşünürken
Ben anlam aramalarımı sonlandırma kararı alacağım
Ben ne var olacağım, ne de bunun için çabalayacağım
Ben kayıplarımda kendimi aramayı resmi bir yazıyla bırakacağım
Ben iç sesimin ses tellerini koparacağım!
Herkes de aynı etkiyi mi yapar
Iç sıkar, yarına varmamayla herkes mi dolar...
Gecenin güneşi olan ay
Neden karartır bizleri
Ya da neden söylettirir söylenmeyecek sözleri
Gecenin yalnızlığında
Neden dibe vurur karamsar hisler ve
Neden kimsemizin olmadığını yüzümüze vurur
Gündüz vakti düşünceli insanlardan duyduğumuz
Saçma dediğimiz soruları
Neden gece düşünürüz?
Neden bu bilinmezlik
Neden bu varoluş karmaşası
Bu şiire benzemeyen düz yazıdan bi haber
Adsız yazımın sonunda
Hislerimle bütünleştirip bir sonuca varmam beklenirken
Ben çekip gideceğim
Bu soruları düşünürken
Ben anlam aramalarımı sonlandırma kararı alacağım
Ben ne var olacağım, ne de bunun için çabalayacağım
Ben kayıplarımda kendimi aramayı resmi bir yazıyla bırakacağım
Ben iç sesimin ses tellerini koparacağım!
Yok Artık
Sonrası yok artık
Artık her şey olması gerektiği gibi olacak
Olacak çünkü, sonrası yok artık
Yok artık gülmeler kahkahalar
Kahkahalar yok artık
Sevgi dolu kelimeler sonsuz gibi neşeler
Neşelenmeler, yok artık.
Dost bilmeler, düşman kovalamalar
Beyninin en derinindeki kazılarda mesai
Mesailerde karşılık bulamamalar yok artık.
Kuru kalabalığa itaat
Güneşli bir kâinat
Kâinatta huzur yok artık.
Tebeşire bir tahta
Yazılara beyaz toz
Beyaz toza ateşlenme, yok artık.
Temiz kağıda bağlaçsız fikir
Delirmeden yazana tablette zehir
Zehirlenmelere panzehir, yok artık.
Harita metot, kurşun kalem
Kağıda yabancı bir kelâm
Kelâmsız bir ekrana itaat
Var artık.
Derin uykuda devler, gülümseyen yıldızlar
Bulut arkasında fışkıran Güneşler
Güneşlere dost bir evren yok artık
Gemilere balıklar, balıklara oltalar
Dalgalarda denizler
Viralarda kaptanlar, yok artık...
Artık her şey olması gerektiği gibi olacak
Olacak çünkü, sonrası yok artık
Yok artık gülmeler kahkahalar
Kahkahalar yok artık
Sevgi dolu kelimeler sonsuz gibi neşeler
Neşelenmeler, yok artık.
Dost bilmeler, düşman kovalamalar
Beyninin en derinindeki kazılarda mesai
Mesailerde karşılık bulamamalar yok artık.
Kuru kalabalığa itaat
Güneşli bir kâinat
Kâinatta huzur yok artık.
Tebeşire bir tahta
Yazılara beyaz toz
Beyaz toza ateşlenme, yok artık.
Temiz kağıda bağlaçsız fikir
Delirmeden yazana tablette zehir
Zehirlenmelere panzehir, yok artık.
Harita metot, kurşun kalem
Kağıda yabancı bir kelâm
Kelâmsız bir ekrana itaat
Var artık.
Derin uykuda devler, gülümseyen yıldızlar
Bulut arkasında fışkıran Güneşler
Güneşlere dost bir evren yok artık
Gemilere balıklar, balıklara oltalar
Dalgalarda denizler
Viralarda kaptanlar, yok artık...
6 Temmuz 2018 Cuma
Grafomanik Direniş
Yazamıyorum.
Ben ben olalı ilkokuldan beri hep bu zulmü yaşarım,
İki kelimeyi yan yana getirip anlamlandıramıyorum.
Var, biliyorum, kafamda onlarca binlerce yapıt,bir açsalar içini eski medeniyetlerden kalma yapıtlarmış, modern edebiyatmış hepsini fena halde sollayacak bir düşünce deryası...
Ama yazamıyorum...
Hepsi birbiriyle ilişkili hepsi birbirinden sorumlu uç uca eklenmiş milyonlardan da milyonlarca hazine var, bir ucundan tutupta yazamıyorum...
Hani diyorum sol elim de kalem tutsa ne var ne yok döksem, defalarca hunharca zapdedilmeyen her şeyi yaysam ortalığa ama yazamıyorum...
Ben ben olalı ilkokuldan beri hep bu zulmü yaşarım,
Hep bilirim hep,
Ama dökemem.
Anlatışlarımda öyledir, kekeme bir haldeyim,
Bana köpeğimin cinsini sorarlar, ben ikigai den bahsederim.
Konuyu oraya bağlayacağımı bilirim,
Ama toplum ben değil,
Toplum bendekiyle boğuşmuyor ki anlasın.
Sosyolojik yapının karamsarlığından değil mi bütün bunlar?
Ben onların ne düşündüğünü onlardan daha iyi bilir bir haldeyim.
Kendimle kavga halinde, kendimden memnuniyetsizim.
Bildiklerimden rahatsız, bildiklerimi dökememenin sıkıntısındayım.
Karmakarışık çapraşık heyecanlarım, hüzünlerim ve bilimum bütün hazlarım, korkularım, sabırlarım, falanlarım, filanlarım...
Ben onların ne düşündüğünü onlardan daha iyi bilir bir haldeyim.
Kendimle kavga halinde, kendimden memnuniyetsizim.
Bildiklerimden rahatsız, bildiklerimi dökememenin sıkıntısındayım.
Karmakarışık çapraşık heyecanlarım, hüzünlerim ve bilimum bütün hazlarım, korkularım, sabırlarım, falanlarım, filanlarım...
Ben ben olalı bu zulmü yaşarım,
Ben yaşadığımı zanneder, kendime çabalar, kendime koşarım...
Ben benimle dünyalar kadar mutsuz,
Ben benimle dunyalar kadar eğlenceli,
Ben benimle saçma sapan bir halde,
Ben benimle evrenin eksik tek ayağı gibiyim.
Ben var bu Dünya'da sır gibi gelip sır gibi gidecek,
Insanlar görmek istediklerini görerek bu hikayeyi bitirecek.
Beni dilden dile anlamadan yorumlayacak,
Oysa ben neler düşünürüm de kimse bilmez,
Oysa ben neler yapmak isterimde kimse görmez,
Ben çaba harcamaya baslamak icin bile çaba harcarım,
Karmaşama son verip de bir ucundan tutamam ki
Ne kendimin ne her şeye dair düşüncelerimin...
4 Temmuz 2018 Çarşamba
Grafomanik
Sosyal kafa sosyal vücutta bulunur.
Bazen başlamak bitirmenin hiç bir şeyidir.
Kimi zaman üzüm üzüme baka baka kahrolur.
Sakinligin olduğu yerde huzurdan çok kelime hapisanesi varolur.
Gittigin kadarı senindir ne öğrendiysen o kadarsın,
Yolu yarılamak iyi midir?
Kendine koşmanın farkındalığı yoksa?
Sinir harbi dağıtır, varlığın amacını anlamsızlaştırır.
Ve görürsün düşünürsün...
Uygulamada yokluk yokta varolur.
Karşılaştırmalı bir ütopyada, hayaller sarhoştur.
Distopik yapıda ütopyanın varlığı ne kadar anlam bulur?
Kendi hayatından kocaman bir cehennem yarat!
Yarısı dolu olan bardağı iç ve "hepsi boş bunun" deyip karamsarlığı dayat!
İncindiğin zaman var olmak aşılmaz bir engeldir,
Kendine gelememek, kendinle olamamak zevk verir boşluğu derindir...
Ne diyorum? Ne yazıyorum? Neden düşüncelerim yine taşıyor kafamdan?
Elim kalem tutmaz ki benim, anlamım anlayanda.
Dilim kelimelerle boğuşur anlatamam ki kendimi hiçbir zaman...
Ben dünyadan çekmedim, dünyalara çektirdim.
Yeni başlangıçlarda kendimi yedim bitirdim.
Yepyeniyim, taptazeyim her gün harika dedirttim.
Içimdeki sesi ben yönlendirdim.
27 yaş civari kendimi bulmaya 7 adım yaklaştım.
Ucu bucağı olmayan bir yolda, çoğu zaman uzaklaştım...
Meditasyon gibi her nefese hükmettim
Kilitli kapılar ardında telepatilendim, yendim, bittim.
Grafomanik bir haldeyim, her seferinde böyleydim
Dedim ya elim kalem tutmaz,
Grafomaniama yenildim.
Bazen başlamak bitirmenin hiç bir şeyidir.
Kimi zaman üzüm üzüme baka baka kahrolur.
Sakinligin olduğu yerde huzurdan çok kelime hapisanesi varolur.
Gittigin kadarı senindir ne öğrendiysen o kadarsın,
Yolu yarılamak iyi midir?
Kendine koşmanın farkındalığı yoksa?
Sinir harbi dağıtır, varlığın amacını anlamsızlaştırır.
Ve görürsün düşünürsün...
Uygulamada yokluk yokta varolur.
Karşılaştırmalı bir ütopyada, hayaller sarhoştur.
Distopik yapıda ütopyanın varlığı ne kadar anlam bulur?
Kendi hayatından kocaman bir cehennem yarat!
Yarısı dolu olan bardağı iç ve "hepsi boş bunun" deyip karamsarlığı dayat!
İncindiğin zaman var olmak aşılmaz bir engeldir,
Kendine gelememek, kendinle olamamak zevk verir boşluğu derindir...
Ne diyorum? Ne yazıyorum? Neden düşüncelerim yine taşıyor kafamdan?
Elim kalem tutmaz ki benim, anlamım anlayanda.
Dilim kelimelerle boğuşur anlatamam ki kendimi hiçbir zaman...
Ben dünyadan çekmedim, dünyalara çektirdim.
Yeni başlangıçlarda kendimi yedim bitirdim.
Yepyeniyim, taptazeyim her gün harika dedirttim.
Içimdeki sesi ben yönlendirdim.
27 yaş civari kendimi bulmaya 7 adım yaklaştım.
Ucu bucağı olmayan bir yolda, çoğu zaman uzaklaştım...
Meditasyon gibi her nefese hükmettim
Kilitli kapılar ardında telepatilendim, yendim, bittim.
Grafomanik bir haldeyim, her seferinde böyleydim
Dedim ya elim kalem tutmaz,
Grafomaniama yenildim.
20 Haziran 2018 Çarşamba
Her Günüme Hoşgeldin
Her sabah güneşi görürdüm ama ne yalan söyleyeyim hiç hissetmedim.
Her akşam Ay'ın ihtişamına kapılırdım da,
Ne yalan söyleyeyim, hiç anlamlandırmadım b'aşk'a duygularla
Her seferinde ılık ılık esen rüzgarda rahatladım da,
Hiç aklıma bana heyecan vereceği gelmemişti
Gökyüzüne her baktığımda parlayan bir yıldız hep dikkatimi çekerdi de
Ona isim vermek aklıma gelmezdi...
Sonra sen geldin,
Güneşi hissetmekle kalmadım serinliğini hissettim içimin kelebekli tarafında...
Sonra sen geldin,
Ay'ın dolunay olmalarına doyamadım, içimdeki sen'e ilham kattım, kattıkça kattım...
Sonra sen geldin,
Yüzüme ılık esen rüzgara şiir okudum, en hissettiğim duygularla
Bir tanesi Ahmet Arif'ti,
"Kendine iyi bak, başka hiç bir ana doğurmaz seni" diyen dizeleri...
Rüzgarı mektup yaptım, saçlarımı zarf,
İyice kapattım sıkı sıkı,
Kimse hatırlamasın bu dizeleri;
Arif, benim aşkımı görüpte yazmış olsun istedim...
Sonra sen geldin,
Geceleri gökyüzüne bakmayı ihmal etmedim
O parlayan yıldız hep sendin, ona ismini verdim...
İyi ki geldin...
İlham perilerimin efendisi,
Her günüme hoşgeldin...
Her akşam Ay'ın ihtişamına kapılırdım da,
Ne yalan söyleyeyim, hiç anlamlandırmadım b'aşk'a duygularla
Her seferinde ılık ılık esen rüzgarda rahatladım da,
Hiç aklıma bana heyecan vereceği gelmemişti
Gökyüzüne her baktığımda parlayan bir yıldız hep dikkatimi çekerdi de
Ona isim vermek aklıma gelmezdi...
Sonra sen geldin,
Güneşi hissetmekle kalmadım serinliğini hissettim içimin kelebekli tarafında...
Sonra sen geldin,
Ay'ın dolunay olmalarına doyamadım, içimdeki sen'e ilham kattım, kattıkça kattım...
Sonra sen geldin,
Yüzüme ılık esen rüzgara şiir okudum, en hissettiğim duygularla
Bir tanesi Ahmet Arif'ti,
"Kendine iyi bak, başka hiç bir ana doğurmaz seni" diyen dizeleri...
Rüzgarı mektup yaptım, saçlarımı zarf,
İyice kapattım sıkı sıkı,
Kimse hatırlamasın bu dizeleri;
Arif, benim aşkımı görüpte yazmış olsun istedim...
Sonra sen geldin,
Geceleri gökyüzüne bakmayı ihmal etmedim
O parlayan yıldız hep sendin, ona ismini verdim...
İyi ki geldin...
İlham perilerimin efendisi,
Her günüme hoşgeldin...
Kendime Not
Gökyüzünün derinine daldığımda
Sabahı akşamı yoktur...
Her hali ihtişamlı, her hali göz banyosu, her hali yaşama dair inancın büyümesidir...
Bir de ay çıkar ya, dolunay...
Sabah olduğunu kaybolur da anlarsın,
Güneşin ihtişamına yakalanınca...
Bir bütünün parçalarıyız,
Daha da parçalanmamalıyız
Parçalarla birleşip bütüne yaslanmalıyız...
Gözlerini aç!
Rüzgar dansına eşlik eder,
Ağaçları, bitkileri alır yanına
Yağmur ise gözyaşına,
Dalgalanan deniz duygu dünyanın en iç tarafına...
Sesler renkler dokular
Bin bir çeşit örnek
Seni sen yapan olgular...
Kendini bilmezsen hiç bir şeyi bilmezsin.
Kendini hissetmezsen hiç bir şeyi hissetmezsin.
Kendini anlamadan hiç bir şeyi anlamazsın.
Kendinle kendine ulaşmadan hiç bir şeye ulaşamazsın...
Basite kaçıp hayatta yargıyla yaklaşma
Basite kaçıpta hayatı anlamaya kişilerden başlama
Basite kaçıpta kendinden yoksun kalma
Kendini özleme!
Kendine yaklaşacaksın ve farketmeden herşeyi anlamaya başlayacaksın...
Sabahı akşamı yoktur...
Her hali ihtişamlı, her hali göz banyosu, her hali yaşama dair inancın büyümesidir...
Bir de ay çıkar ya, dolunay...
Sabah olduğunu kaybolur da anlarsın,
Güneşin ihtişamına yakalanınca...
Bir bütünün parçalarıyız,
Daha da parçalanmamalıyız
Parçalarla birleşip bütüne yaslanmalıyız...
Gözlerini aç!
Rüzgar dansına eşlik eder,
Ağaçları, bitkileri alır yanına
Yağmur ise gözyaşına,
Dalgalanan deniz duygu dünyanın en iç tarafına...
Sesler renkler dokular
Bin bir çeşit örnek
Seni sen yapan olgular...
Kendini bilmezsen hiç bir şeyi bilmezsin.
Kendini hissetmezsen hiç bir şeyi hissetmezsin.
Kendini anlamadan hiç bir şeyi anlamazsın.
Kendinle kendine ulaşmadan hiç bir şeye ulaşamazsın...
Basite kaçıp hayatta yargıyla yaklaşma
Basite kaçıpta hayatı anlamaya kişilerden başlama
Basite kaçıpta kendinden yoksun kalma
Kendini özleme!
Kendine yaklaşacaksın ve farketmeden herşeyi anlamaya başlayacaksın...
2 Haziran 2018 Cumartesi
Bıkkınlıktan
Sizi gerçekten umursamıyorum, sadece artık ağzınızdan çıkan vızıltılar ve ben duyayım diye vızıldamasını istediğiniz insanların sesleri kulaklarımı tırmalıyor.
Ben dinlemeyi severim ama vızıltı dinlemek değil anlamı, bunun anlamı heybetli içi dolu ve tok sözlerdir. Kastettiğim ve amacım bu yöndedir.
Ben öğrenmeye programlı geldim bu hayata, ama sizin bahsinizde veya başkalarının bahsinde değil.
Ben varoluş amacımı kavramak ve bedenimi, ruhumu doyurmak için geldim.
Nitekim bedenimin de benden beklentisi budur.
Ben, gerçek bir insan olmaya geldim, tüm iyi niyetimle...
Sizleri yargılamıyorum yalnış anlamayın, yalnızca yolumdaki taşları çekerken içimden geçen türküleri söylüyorum.
Ben yazmıyorum yanlış anlamayın harfleri yanyana getirip, koşmalarını ve terlemelerini sağlıyorum. Terlesinler ki kurtulsunlar fazlalıklardan, atsınlar kirlerini...
Ben dinlemeyi severim ama vızıltı dinlemek değil anlamı, bunun anlamı heybetli içi dolu ve tok sözlerdir. Kastettiğim ve amacım bu yöndedir.
Ben öğrenmeye programlı geldim bu hayata, ama sizin bahsinizde veya başkalarının bahsinde değil.
Ben varoluş amacımı kavramak ve bedenimi, ruhumu doyurmak için geldim.
Nitekim bedenimin de benden beklentisi budur.
Ben, gerçek bir insan olmaya geldim, tüm iyi niyetimle...
Sizleri yargılamıyorum yalnış anlamayın, yalnızca yolumdaki taşları çekerken içimden geçen türküleri söylüyorum.
Ben yazmıyorum yanlış anlamayın harfleri yanyana getirip, koşmalarını ve terlemelerini sağlıyorum. Terlesinler ki kurtulsunlar fazlalıklardan, atsınlar kirlerini...
25 Mayıs 2018 Cuma
O'na
Kendime geldim.
Sen bana geldin, ben kendime geldim.
Sen yeryüzündeki en kıymetli hali aldın gözümde
Ben kendimden geçtim.
Seni anımsatan her notaya hayranlık duydum
Bende var olduğun sürede ve sürece...
Gök kuşağındaki renklerin anlamına vardım
Sen onları benim hayatımda canlandırdığından bu yana...
Senin her zerren evreni tanıttı bana
Yalan değil korktum biraz da
Evreni tanımayı yüzeysel severdim
Bilim'ce tanımak isterdim
Ama seninle bi baska sevdim
Sevdikçe sevdim
Sevdikçe sevdim
Kalp atışlarım nefesimle yarışıyor sesini duydukça
Umursuyorum bu yarışı
Daha ne kadar sevilebilir ki bir insan...
Ben seni bu sorunun cevaplarına meydan okuyacak kadar çok sevdim
Bana baktıkça kendimden geçtiğimi görmemen icin epey çaba harcadım her seferinde
Yalan değil yaptım,
Sebebi yok...
Zaten ben sana olan sevgi şekillerimde hic sebep aramadım.
Ve farkettim;
Ben senden önce hep zannetmişim,
Bütün duygu ve his dünyam zannederek geçmiş
Ben öyle güzel zannetmişim ki
Bu zannetmelerim bana seni buldurmuş
Ben seni bulmuşum
Ben seninle ne de güzel olmuşum
Beni ben yapan bende ki sen'e
Seni sen yapan bendeki sen'e
Seninle ben olan bendeki ben'e
Teşekkürden daha fazla bişeyler yapmam gerekmez mi?
Sen bana geldin, ben kendime geldim.
Sen yeryüzündeki en kıymetli hali aldın gözümde
Ben kendimden geçtim.
Seni anımsatan her notaya hayranlık duydum
Bende var olduğun sürede ve sürece...
Gök kuşağındaki renklerin anlamına vardım
Sen onları benim hayatımda canlandırdığından bu yana...
Senin her zerren evreni tanıttı bana
Yalan değil korktum biraz da
Evreni tanımayı yüzeysel severdim
Bilim'ce tanımak isterdim
Ama seninle bi baska sevdim
Sevdikçe sevdim
Sevdikçe sevdim
Kalp atışlarım nefesimle yarışıyor sesini duydukça
Umursuyorum bu yarışı
Daha ne kadar sevilebilir ki bir insan...
Ben seni bu sorunun cevaplarına meydan okuyacak kadar çok sevdim
Bana baktıkça kendimden geçtiğimi görmemen icin epey çaba harcadım her seferinde
Yalan değil yaptım,
Sebebi yok...
Zaten ben sana olan sevgi şekillerimde hic sebep aramadım.
Ve farkettim;
Ben senden önce hep zannetmişim,
Bütün duygu ve his dünyam zannederek geçmiş
Ben öyle güzel zannetmişim ki
Bu zannetmelerim bana seni buldurmuş
Ben seni bulmuşum
Ben seninle ne de güzel olmuşum
Beni ben yapan bende ki sen'e
Seni sen yapan bendeki sen'e
Seninle ben olan bendeki ben'e
Teşekkürden daha fazla bişeyler yapmam gerekmez mi?
Kırık Cam
Bir keresinde mutfak lavabosu tıkanmıştı. Kirli suyun dolu olduğu lavaboyu elimle açmam icabetmişti. Içinde bardak kırıldığını bilmeden daldırdım elimi ve cam parçalarından biri parmağımı kesti.
O günden beri uzak duruyorum içinde kırık olan herşeyden.
Kalbi kırık olan insan dışardan belli olmaz. Bizim tıkalı lavabo gibi. Lavaboda su duru olsa fark edilirdi. Insanda duru olsa da pek imkânı yok farketmenin.
Ve farketmediğin o kırıklardan birine denk gelirsen keseceği sadece parmağın olmaz. Gönlünün insani taraflarını da keser atar...
O günden beri uzak duruyorum içinde kırık olan herşeyden.
Kalbi kırık olan insan dışardan belli olmaz. Bizim tıkalı lavabo gibi. Lavaboda su duru olsa fark edilirdi. Insanda duru olsa da pek imkânı yok farketmenin.
Ve farketmediğin o kırıklardan birine denk gelirsen keseceği sadece parmağın olmaz. Gönlünün insani taraflarını da keser atar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
B.A.M 1.kız ve 2.kızın hikayesi
Yıllar sonra, güneşli bir tatil gününde ailenin büyüdükçe kalabalıklaşan masası yeniden kurulmuştu. Çay kaşıkları bardaklarda ritmik sesler ...
-
Yazın en sıcak akşamlarından biriydi. Yılda sadece birkaç haftalığına tam kadro bir araya gelebilen bu kalabalık masanın etrafında, söylenme...
-
Sana yazıldığını sandığım o şarkıyı defalarca döndürdüğüm bir akşamın içindeyim. İnanır mısın, bütün travmalarımı bir kenara bırakıp sadece ...