21 Şubat 2025 Cuma

FAHRİYE

Fahriye, 60 yaşına gelmişti. Köyde, erkek çocuğu sahibi olunamamasının getirdiği aile baskısı ve eziklik duygusuyla büyüyen ailesinin beklentilerini boşa çıkarmak için, genç yaşlarında anne ve babasının ısrarıyla amcasının oğluyla evlendirildi. Bu evlilik, tipik bir mazlum hikayesi olmaktan ziyade, Fahriye’nin zamanla kocasına olan aşırı bağlılığı ve sahiplenici tavırlarıyla kendine özgü bir yaşam yoluna saplanmasına neden olmuştu.

Gençlik yıllarında zorla evlendirildiği bu hayatın getirdiği umutsuzluk, Fahriye’yi farklı bir yöne sürükledi. Kocasına olan tutkusu ve ona dair aşırı sahiplenme hissi, çevresindeki herkesin dikkatini çeker hale gelmiş, neredeyse onun varlığına adeta hapsolmuştu. Ne var ki, hayatın ona acımasızca sunduğu sınavlar, onun iç dünyasında derin yaralar açmıştı.

İlk çocukları, umutların ve hayallerin simgesi olarak doğdu; ancak zamanla ortaya çıkan epilepsi hastalığı, Fahriye için yıkıcı bir dönüm noktası oldu. Bu durumun yarattığı çaresizlik ve acı, Fahriye’nin kalbinde yer eden eski yaraları daha da derinleştirdi. Kendisini çaresiz hisseden Fahriye, en büyük çocuğunu, ona artık yük olmaması için annesine ve babasına emanet etti ve kocasıyla birlikte İstanbul’un büyülü sokaklarına yöneldi.

İstanbul’da hayat, Fahriye’ye yeniden bir başlangıç vaad etmişti. Kocasıyla beraber burada yeni bir yaşam kurarak, önce bir oğlu, sonrasında iki oğlu daha dünyaya getirdi. Ancak Fahriye’nin iç dünyasındaki bencillik ve kin, hiçbir zaman tamamen silinemedi. Köyde, üç kız kardeşiyle birlikte büyümüş olan Fahriye, kardeşlerinin kendi hayatlarını kurmuş olmalarını büyük bir kıskançlıkla izlerdi. Her fırsatta “beni zorla evlendirdiler” diyerek acıma gösterilerini sergiler, insanları manipüle ederek aralarındaki bağları zayıflatmaya çalışırdı.

İstanbul’un kozmopolit ve renkli hayatı, Fahriye’nin geçmişinin gölgesinden tam anlamıyla kurtulmasına yetmemişti. Onun kalbinde, ailesinin erkek çocuk sahibi olamamasından duyulan derin utanç ve bu durumun ona yüklediği sorumluluk duygusu hâlâ yankılanıyordu. Her defasında, eski günlerin acısını ve haksızlığı hatırlattığında, etrafındaki insanlar onun manipülasyonlarına kapılır, dostluklar ve aile ilişkileri Fahriye’nin kendi çıkarları uğruna adeta paramparça olurdu.

Fahriye’nin hikayesi, aslında bir kadının kendi acılarını güç ve kontrol duygusuyla örttüğü, geçmişin izlerini asla silemediği bir yaşamın çarpık portresiydi. İstanbul’da kurduğu saltanatında, etrafındakilere hem merhamet hem de kin aşılayan Fahriye, ne kadar başarılı görünse de, ruhunun derinliklerinde hep o “beni zorla evlendirdiler” sözüyle beslenen eski bir yarayı taşıyordu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

B.A.M 1.kız ve 2.kızın hikayesi

Yıllar sonra, güneşli bir tatil gününde ailenin büyüdükçe kalabalıklaşan masası yeniden kurulmuştu. Çay kaşıkları bardaklarda ritmik sesler ...