20 Şubat 2025 Perşembe

Yabancı Ev


Küçük bir şehirde doğup büyümüştü. Sokakları tanıdıktı, insanları tanıdıktı, kuralları belliydi. Bir kız çocuğu sessiz olmalı, fazla dikkat çekmemeli, en önemlisi de başını örtmeliydi. Küçük yaşlardan itibaren ona hep bunu öğretmişlerdi.

Babası, çevrede saygı duyulan, dindar bir adamdı. Onun gözünde bir kızın edebi, önce evinde başlar, sonra başörtüsüyle tamamlanırdı. Annesi daha yumuşaktı ama hep arada kalır, eşinin sözlerinden çıkmazdı.

Nehir, lise yıllarında derslerinde çok başarılıydı. Öğretmenleri onun üniversite okuması gerektiğini söylerdi ama ailesi bu fikre sıcak bakmıyordu. Babası, “Bir kız çocuğu için en büyük makam, iyi bir eş olmaktır,” derdi. Ama Nehir için bu bir seçenek bile değildi. O, okumak istiyordu. Sadece bir meslek sahibi olmak için değil; kendi kararlarını verebilmek, kendi ayakları üzerinde durabilmek için.

Babası, üniversiteye gitmesine sonunda izin verdi ama tek bir şart koydu: “Başını örtmeden gidemezsin.”

Nehir, o gece boyunca uyuyamadı. Yıllardır beklediği fırsat önündeydi ama özgürlüğünün bedeli başını örtmekti. Sabah olduğunda kararını verdi: Gitmeliydi, ama kendi istediği gibi. Karşısına dikilip, “Baba, ben böyle gitmek istiyorum,” dediğinde, babasının gözlerindeki öfkeyi ilk kez bu kadar yakından gördü. Babası, sessizce kalktı, kapıyı çarptı ve arkasına bile bakmadan evden çıktı.

Üniversiteye başladığında, kendini ilk kez gerçekten özgür hissetti. Küçük bir şehirdi ama onun için bambaşka bir dünyaydı. Sabahları başını örtmeden aynaya bakabilmek, istediği gibi giyinmek, istediği insanlarla arkadaşlık kurmak… Bunlar başkaları için sıradan şeylerdi belki, ama onun için kazanılmış özgürlüklerdi.

Ancak ne zaman ailesiyle konuşsa, aralarındaki soğukluk giderek büyüyordu. Annesi telefonda, “Baban seni hala affetmedi,” diyordu. Bayramlar yaklaştığında arkadaşları memleketlerine dönerken, Nehir gitmek ile gitmemek arasında sıkışıp kalıyordu. Gittiğinde babasının ona nasıl davranacağını biliyordu. Gitmediğinde ise vicdan azabı çekiyordu.

Bir bayramda, belki bir şeyler düzelir umuduyla eve döndü. Kapıyı açan annesi onu sıkıca sarıp öptü, ama babası yerinden bile kıpırdamadı. Sofraya oturduğunda, herkes sıradan şeylerden konuşurken, babası ona tek kelime etmedi. Sonunda dayanamayıp, “Baba, benimle konuşmayacak mısın?” diye sorduğunda, aldığı cevap içini ürpertti:

“Ben seni çoktan kaybettim.”

O gece odasında sessizce ağladı. O evin içinde ama ait hissetmeden… Aynı şehirde ama artık bir yabancı gibi…

Üniversite bitti, Nehir çalışmaya başladı. Artık babasının onayına ihtiyacı yoktu ama içinde hep bir boşluk vardı. O, sevginin bir şartı olmaması gerektiğine inanıyordu. Ama babası için sevgi, itaatle kazanılan bir şeydi.

Aradan yıllar geçti. Nehir başarılı oldu, kendi hayatını kurdu. Ama her telefona uzandığında, babasının sesini duymak istedi. O ses hiç gelmedi.

Ve bir gün, eski bir tanıdık ona babasının bir sohbet sırasında söylediği bir cümleyi aktardı:

“Evlatlıktan reddetmedik ama artık bizim için yok hükmünde.”

İşte o an, Nehir’in içinde son kalan bağlar da koptu. O evi, o geçmişi unutmaya çalıştı ama insan, en derin yaralarını gerçekten unutabilir mi?

O, ait olmadığı bir evin, kabul görmediği bir ailenin içinde büyümüştü. Sevilmek, kabul edilmek için kimliğinden vazgeçmek zorunda olmadığı bir dünyada yaşamak istemişti. Ama o dünyada, ait olduğu bir ev hiç olmadı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

B.A.M 1.kız ve 2.kızın hikayesi

Yıllar sonra, güneşli bir tatil gününde ailenin büyüdükçe kalabalıklaşan masası yeniden kurulmuştu. Çay kaşıkları bardaklarda ritmik sesler ...